Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Dine Karşı Din 4

20.03.2016

“Dine karşı din” çok yönlü ve bir o kadar da çok etkin bir savaş yöntemidir. Sinsidir, derindir, sessizdir ama çok etkilidir. “Dine karşı din” yöntemi daha önce de ifade ettiğimiz gibi hakkın batıla karşı başvurduğu, soğuk savaş taktiklerindendir.

İslam’a karşı İslam etiketi taşıyan bir takım fırka ve görüşlerin kurşun asker ve hazır kıta olarak kullanıldıkları malum. Bunların bir kısmı kullanıldıklarının farkında dahi olmayabilirler. Ancak bile bile İslam’a ihanet ederek kullanılanlar da vardır. Tabi bu grupların içinde, alt seviyede bu işten habersiz garibanlar çoğunlukta olsalar da, yetki ve iş lokomotif konumunda olan hainlerin elindedir. Dolayısıyla bir bütün olarak bu gruplar, bu işbirlikçi elebaşılar vasıtasıyla üst aklın belirlediği rotada yol almaya devam eder.

Böylesi irili ufaklı birçok gruplar vardır. Ancak biz bunlardan başat olan dört grup üzerinde durmuştuk. Şia, tekfirci vahhabilik, bidatçı hurafeci yapılar ve sünnet düşmanı reformsit yapılar… Bunlardan ilk ikisinin birbirlerine zıt gibi görünmekle beraber, aslında birbirlerini beslediklerini, tahrik ve takviye ettiklerini bir önceki yazımda bahsetmiştim.

Freelyshout

Şimdi son iki tanesinin de aynen önceki ikisi gibi birbirlerini beslediklerinden bahsedeceğiz. Bidatçı hurafeci tarikatımsı yapılar ve sünnet düşmanı reformist yapılar. Bunların birbirlerini besleyip takviye ettikleri gerçeği de bir öncekiler iki ilk bakışta temelsiz bir iddia gibi görülebilir. Ancak biraz detaylı düşündüğümüz zaman bunun gerçekliği görülecektir.

Hatırlayalım, insanlık tarihi de bizim yakın tarihimiz de zıtların birbirini beslemesi örnekleriyle doludur. Komünizm faşizm, Sünnilik Alevilik, Türkçülük kürkçülük, hatta kimi rekabet halindeki aşiretler, şirketler ve tabiki devletlerin de birbirlerini tahrik ve kışkırtmalar sonucu besleyip takviye ettikleri bir gerçektir.

               Bidatçı, hurafeci kimi tarikatlar veya tarikat yapısına sahip kimi yapıların nice akidevi tehlikeler arz eden düşünce, fikir ve davranışlarda bulundukları malum. Bunlar bu davranışlarıyla özelde kendilerini nisbet ettikleri tasavvufa, genelde ise İslam’ın kendisine çok büyük zarar vermektedirler. Şu an sosyal medyada binlerce görsel ve işitsel yayın, bunların akıl dışı fikir, beyanat ve davranışlarına şahittir.

               Bizzat 15 yıldan fazla fiili olarak Nakşibendi tarikatı içerisinde aktif olarak yer almış biri olarak, bunların nice mezkûr fikir, söz ve davranışlarına şahit oldum. Tüm bu sapmaların, ne akıl, ne izan ne de ilmi kriterlerle izahı mümkün. Tasavvuf yani nefis tezkiyesi ve ruh terbiyesini her Müslüman için davet yolunun azığı olarak görmeme rağmen, tarikatlarla arama mesafe koymamın sebebi de bu yanlışlar olmuştur. Kimi tarikatların bu yanlışları, tasavvufun özünden bahsetmeyi dahi zorlaşmıştır.

               İşin daha acı bir yanı da bu yanlışların sünnet düşmanı, reformist kişi veya çevreler tarafından tepe tepe kullanılmasıdır. Zira tarikatlardaki bu sapmalar çok eskilere kadar gitmektedir. Bu sahada yazılmış eserler, verilen beyanatlar ve şu anki nice canlı uygulamalar, bu konuda kötü niyetli kimselere de yetip artacak malzeme vermektedir. Tabi tüm bunlar tekfirci grupların da sünnet ve mezhep düşmanı reformistlerin de elini oldukça güçlendirmekte… Onlara gereğinden fazla malzeme sağlamaktadır.

               İşin daha acı yönü ise sünnet düşmanı reformistlerin, bu bidat ve hurafeleri ehlisünnete mal edip, bidatçılar üzerinden ehlisünnete yani aslında İslam’a saldırmalarıdır. Bu oyunu tarafların birbirlerine karşı gerçekleştirdikleri salvolardan çok net olarak görmekteyiz. Tabi teknolojik terakkiler sayesinde medyanın devasa gücü bu salvoları bombardımanlara dönüştürmektedir. Olan da İslam’a ve Müslümanlara olmaktadır.

               Reformistler, bidatçıların uygulamalarını ehlisünnete saldırmakta koz olarak kullanırken, bidaçılar boş mu duruyorlar. Elbette değil… Onlar da rakipleri kadar karşının sapmaları ve sünnet düşmanlıklarını malzeme olarak kullanmaktadırlar. Ondan sonra karşılıklı salvolar, tekfire kadar gidebilmektedir. Sonrası gerekirse kardeş kavgaları ve savaşlar da olabilir. Bu da üst aklın istediği bir şeydir.

Bu durum ister baştan beri derin ve karanlık güçlerin planlamasıyla olsun, isterse tarafların taassup ve rekabetleri sonucu olsun fark etmez. Neticesi üst aklın tam istediği; ihtilaf, iftirak, adavet, kin, nefret, çatışmalar… Bunun sonucu olarak da ümmetin güç kaybetmesi ve düşmanın açık hedefi olmasıdır.

Sonuç olarak zıt taraflar, birbirlerini kızdıracak her uygulamayla karşılıklı olarak birbirlerini beslemiş ve takviye etmiş oluyorlar. Kaşıdıkça harekete geçiriyor, hareket ettikçe da kaşıyorlar. Aslında sonunda battıkça debeleniyor, debelendikçe batıyorlar. Çare, İslam kardeşliği ve ümmet ruhuyla dirilmek, birbirimizle yardımlaşma ve dayanışma içinde olmanın gereğini kavramak. Üst aklın gizli aşikâr planlarıyla hareket edenlerin her hareketi, üst akla hizmet eder. Allah (cc) ın dinine, ümmete ve insanlığa hizmet, bölünmüşlüğü değil, birliği beraberliği gerektirir. Selam… Dua…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç