Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Dünyanın Merkezinin Uydusu

30.03.2013

Dünyanın Merkezinin Uydusu MEDİNE-İ MÜNEVVERE

               Umre anılarımızı âcizane canlar cananı, kâinatın sultanı, Muhammed Mustafa (sav) nurlu şehri Medine-i Münevvere’den birkaç deste gülle bitirelim. Umreyle beraber Resulullah (sav) ın gül kokulu Ravza’sından bahsedilmese eksik kalır…

Dünyanın uydusu nasıl ki aysa, dünyanın merkezi olan Mekke’nin de uydusu Medine-i Münevveredir. Nasıl ki Samanyolu galaksisinde dünya ve ayın nasıl ki özel bir yeri var… Bu iki gezegen olmasa galaksinin tamamı varlık sebebini yitirir… Dünyada da Mekke ve Medine olmasa dünya içindeki tüm eşya varlık sebebini yitirir. Çünkü buralar kulluğun merkezidir.

Freelyshout

Düşünün! Neden bir gram altın yüz lira? Neden bir apartman dairesi, bir otomobil, elektronik cihaz, uçak, fabrika vs şu kadar değerli? Arz – talepten dolayı. Başka bir deyimle dünyada insan denen varlık var, bu eşyayı talep ediyor, bu da eşyaya değer katıyor. Faraza dünyadan insanı çıkarırsak, tüm bu eşyanın ne değeri var? Tüm gökdelenler, fabrikalar beton yığını, uçaklar, vasıtalar demir yığını, altın ve mücevherat da teneke parçası… Şu halde dünya değerini insandan almaktadır… İnsan, değerini akıldan almaktadır. Zira insanı diğer canlılardan ayıran özellik, akıldır. Akıl ise değerini kulluktan almaktadır. Kulluk olmasa aklın, akıl da olmasa insanın ne değeri var… Yoksa filler develer daha büyük… Zürafa daha uzun boylu… Kelebek, papağan vb kuşlar daha göz alıcı vs…

Şimdi sonuca varalım. Kâinat değerini dünyadan, dünya değerini insandan, insan değerini akıldan, akılsa değerini kulluktan almaktadır. Şu halde, kulluk almasa aklın, akıl olmasa insanın, insan olmasa, dünyanın, dünya da olmasa kâinatın bir değeri yok… Aradaki vasıtaları çıkararak söyleyecek olursak, kulluk olmasa kâinatın bir değeri yoktur. Nitekim Resulullah (sav) şöyle buyurur: “dünya ve içindeki her şey mel’undur, Allah (cc) ı zikretmek/kulluk hariç…” kulluğun merkezi Mekke’dir… Kulluğun öğretilerini insanlığa ileten ve yaşayarak en güzel örnekliği sergileyen, Resulullah (sav) tır… Resulullah (sav) ise Medine-i Münevvere’de, Ravza-i Mutahharada medfundur.

Medine’de henüz Ravza’ya yaklaşmaya başladığınız zaman, değişik duygular her yandan sizi kuşatıyor. Sevgi-saygı… Mahcubiyet- hüzün… Korku-endişe… Özlem-hasret… Bir taraftan aşığın maşuka kavuşması gibi anlatılamaz bir haz, lahuti bir lezzet… Diğer yandan derin bir mahcubiyet, bir endişe… Resulullah (sav) ve Ashabı Kiram (Rıdvanullahi aleyhim ecmain) ının nice çile ve zorluklarla sâlimen bize teslim ettiği mukaddes emanete sahip çıkamamanın mahcubiyeti… Öğretmeninden okkalı fırça yiyecekmiş gibi duran tembel öğrencinin, babasından veya annesinden derin bir azar işitmeye hazırlanan yaramaz evladın ruh hali… Kabetullah’ın adeta insanı eriten heybeti, Ravza’nın cazibesi… Nasıl anlatsam bilemiyorum.

En iyisi bir anıyla anlatmaya çalışayım. Gaziantep Ömeriye cami-i emekli imamı değerli ağabeyim ve dava kardeşim Süleyman Ata anlatıyor. Kendisini bilenler bilirler ki sözünde hilaf olmayan birisidir. Hac ve umreye de çokça gidip gelen birisidir. Türkiye’de başörtüsü zulmünün, Filistin’de, Afganistan’da, Bosna’da katliamların, ayyuka çıktığı bir dönemde yine bir hac yolculuğundan şu anısını anlatır. “Ravza’nın avlu kapısını dışında Cezayirli bir Müslüman açmış ellerini duaya durmuş… Bir şeyler mırıldanıyor 3-5 dakika hıçkıra hıçkıra ağlıyor… Tekrar bir şeyler söylüyor yine ağlıyor. Ama öylesine yürekten ağlıyordu ki yürekler dayanmaz… Yanımda Arapça bilen bir arkadaşa, söylediklerini tercüme etmesini söyledim. Adam şöyle diyor: “ya Resulullah (sav)! Cezayir’den kalktım sana geldim. Ancak Cezayir’de senin şeriatın ayaklar altında, zulüm ayyuka çıkmış, mukaddes değerler payı mal ediliyor, huzuruna girecek yüzüm yok, takatim yok ne yapayım… Ya Resulullah (sav) Türkiye’de başörtülerinden dolayı yerlerde sürüklenen, insanca yaşama hakkı verilmeyen kardeşlerim için bir şey yapamadan geldim… Filistin’de, Bosna Hersek’te katliama uğrayan kardeşlerim için bir şey yapamadım, huzuruna nasıl gireyim ya Resulullah (sav)” diyor, her cümleden sonra dakikalarca hıçkırarak ağlıyordu. Ama öyle ağlıyordu ki, ne çocuğunu kaybeden bir anne ne de en sevdiğini kaybeden herhangi bir insan öyle ağlayamaz…

Bu manzara, oraları görüp yaşamamış birilerine abartılı gelebilir. Ama günü birlik, Ravza-ı Mutahhara’nın herhangi bir köşesinde veya Kabetullah’ın astarına sarılmış, Mültezem’e yanağını dayamış veya eşiğine yapışmış aynı şekilde dakikalarca hıçkırıklarla ağlayan nice Salihler görürsünüz. Görür ve kendinizden utanırsınız.

Allah (cc) aşkıyla, Peygamber sevdasıyla ağlamak, kulluğun hazzını yaşamak, dünyalık hiçbir zevkle kıyaslanamaz. Ne yeme-içme, ne gezip tozma, hatta ne de şehevi zevkler… Tek kelimeyle “anlatılmaz yaşanır” ifadesi tam da bunun için olsa gerek…

Medine anıları bir makaleye değil ciltler dolusu kitaplara sığmaz. Bedir meydanı, Uhud dağı ve şehitleri, Küba mescidi, Kıbleteyn mescidi, yedi mescitler ve hendek, dört halife vd. diğer sahabeler (ra) adına yapılmış mescitler… Cennetul Bak’i ve orada yatan binlerce Ashabı Kiram (Rıdvanullahi aleyhim ecmain) Mekke ve Medine’nin sokaklarında dağlarında veya Haremeynde yürürken, tavaf ederken, secde ederken ister istemez düşünüyorsunuz. “Acaba Resulullah (sav) ın ayak izine bastım mı? Onun secde ettiği yere mi secde ettim… Acaba şu an Ebubekr Sıddık (ra) ın, Ömer (ra) in, Osman (ra) ın, Ali (ra) nin veya hangi sahabenin izinden mi yürüyorum? Dolayısıyla memleketime döndüğümde, bundan böyle Resulullah (sav) ve Ashabı’nın (Rıdvanullahi aleyhim ecmain) yolundan, izinden ayrılmayacağım. Hayatımı Resulullah (sav) ın öğretilerine göre programlayacağım.” Allah (cc) cümlemize nice hac ve umrelerle tüm bu hazları ve daha fazlasını yaşamayı nasip eylesin. Bizleri ayak izlerine bastığımız; peygamberler, sahabeler ve Salihlerle haşreylesin. Âmin…  Sübhaneke… Bihamdike… Vesteğfiruke…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç