Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

HEM İFRAT HEM TEFRİT Püsküllü Bela

25.03.2018

Zaman zaman paylaştığım bir tespiti tekrar hatırlatayım. Gerek yerel gerek küresel bazda olsun, derin güçler sürekli ifrat ve tefrit gruplarını kullanırlar. Kullanılan, taşeronluk yapanlar farkında olsun veya olmasın fark etmez. Gerçi genelde işin hamallığını yapan iyiniyetli ve saf insanlar zaten farkında olmazlar. Ancak işin tepesinde bulunan ihanet çeteleri genelde hıyaneti bile bile kasten ve planlı bir şekilde yaparlar.

Tefrit gruplarını, suya sabuna dokunmayan, sürü gibi güdülmeye, sağılıp sömürülmeye müsait, uysal vatandaş yetiştirmede kullanırlar. Nitekim birçok tefrit ehli olan; grup,  meşrep, tarikat, cemiyet vs. oluşumlar, bunu uzun yıllardır yapmaya devam ediyorlar. Özellikle cahil cühela eline düşen tarikatlar, tefrit gruplarının tipik örneklerindendir. Kedicik tarikatı, Evrenesoğlu tarikatı vb. Fetö örgütü de normalde bu kategoriye dâhildir. Ancak küresel patronları onlara infaz emri verdiklerinden olsa gerektir ki, fikirde tefritteyken, eylemde ifrata evriliverdiler.

Bu açıdan bakıldığında Pensilvanya örgütünde hem ifrat hem de tefrit bariz bir şekilde birleşmiş durumdadır. Başka birçok zararlı oluşumlarda da bu çelişkili durum kısmen olabilmektedir. Ancak bu kadar göze göre göre çelişkili davranmalar garip.

Freelyshout

İfrat gruplarını ise, ümmet içinde tefrika çıkarma, kafa karıştırma, zihinleri bulandırma, gündem saptırma, provokasyonlar yapma, anarşi ve tedhişle ortalığa korku salma, vahşice terör eylemleriyle İslam’ı dünya kamuoyunda kapkara gösterme vb. birçok sinsi ve kalleş planlarda kullanırlar. Bu işin taşeronluğunu alanlar, çetenin idari kadroları olurlar genelde. Rant devşirir, ikbal edinir, işin kaymağını yerler. Bu sinsi planlar bazen asırlar sürer de alt tabakadaki garibanların ruhu bile duymaz.

Bu gariban ama bir o kadar da cahil ve ahmak olan marabalar, olabildiğince keskin, sert fikirlerle donanırlar. Kıvamına gelince de bunlara, ömrünü İslam’a adamış nice şahsiyetler, “mürted” “baği” “provokatör” “ajan” vb. suçlamalarla hedef gösterilir. Bunlar da rahatlıkla, hatta ibadet aşkıyla infaz ederler.

Maalesef bu kapkara tabloyu çok değişik yönleriyle İslam diyarının birçok yerlerinde görmekteyiz. Kaşla göz arasında kurulan “halk mahkemelerinde” insanların sisinin hâkimlerinden daha süratli bir şekilde hem mahkûm edilişleri, hem de hemen oracıkta infaz edilmeleri, işin vahşet ve dehşetini anlatmaktadır. Gerçi böylesine vahşice yetişen bu örgüt elemanları için, çok öyle mahkemeye falan da gerek yok.

Afrika’nın değişik yerlerinde kız çocuklarının kaçırılması, cariye olarak pazarlarda satılmaları… Tüm bu vahşetlerinin profesyonel ekiplerce görselleştirilip dünya kamuoyuna ilan edilmesi… Ve daha nice vahşetler… Gelişmeler gösteriyor ki, İslam diyarını işgal eden emperyalist kâfirler, batıda “İslam’a fobi” fikrinin üreticileri ve bu ifratçı gruplar aynı karanlık noktadan yönetilmektedirler.

Şimdi işbu “selefilik” adını haksız olarak kullanıp kirleten çağdaş harici, tekfirci grupları çok daha bariz bir çelişki içindedirler. Hem ifrat hem tefrit çelişkisi… Bilindiği üzere bunlar kendi aralarında onlarca irili ufaklı gruplara ayrılmış durumdadırlar. Ancak genelde iki ana isimle ayrışıyorlar. Cihadiye ve ilmiye

İlmiye, daha fazla Suud diktatoryasını meşru İslam otoritesi gibi kabul eden, daha çok giyim, kuşam (elbise paçalarının boyu gibi) ve bir nevi sofilik amellerini ön plana çıkarıyorlar. Siyasetten uzak durma prensipleri, Ürdün, Mısır vb. yerlerde iflas etmiştir. Seçimlere katılma veya yönetime girmeyi küfür sayarken, bizzat partiler kurup siyasete müdahil olmuşlardır. Bunun daha da ötesine geçip Mısırda Müslümanların tam karşı cephesi olan sisi cephesinde yer almışlardır. Tabi bu cephe; dolaylı olarak ABD, İsrail vd. İslam düşmanlarının da cephesidir.

Cihadiyeyse, Elkaide, İŞID, Eş-şebab, Boko Haram vb. ifratın zirvesindeki gruplardır. Bunlar bir zamanlar, Afganistan, Bosna, Çeçenistan vb. yerlerde İslam düşmanlarına karşı kahramanca savaşmışlardı. Ancak son yıllarda işin gidişatı tamamen değişmiştir. Özellikle Irak, Libya, Afrika, Suriye vb. yerlerde Müslümanlara karşı açık bir ihanet örneği ve savaş vermektedirler. Bu cephe daha enteresan, burada zıt kutuplar birbirine giriyor, bir barışıyor bir savaşıyorlar. DEAŞ la PYD, Şia’yla Vehhabi Suud krallığı, ABD ile Rusya ve diğerleri. Yani kimin eli, kimin cebinde belirsiz… At iziyle it izi karışmış…

Ama “Çağdaş Harici” bu iki cenahın da ortak özellikleri, kendilerinden başkalarını kâfir görmeleri. Cemaati İslamiye, Hamas, İhvan gibi, ümmetin dertleriyle dertlenen ehlisünnet çizgisindeki hareketleri, özellikle tekfir ediyorlar. Tabi böylesi sağlam Müslümanları tekfir edince, Türkiye’deki grup, cemaat ve cemiyetleri tekfir etmek çok basit kalıyor.

Bu yapılanmada ifrat ve tefritin garip bir şekilde mezcolması ciddi bir çelişki ve sorundur elbette. Dolayısıyla küresel derin güçler tarafından her iki yönlü ya da çok yönlü kullanılabiliyorlar. Bu durum, son zamanlarda İslam diyarında devam eden nice kirli oyunların ifşasıyla daha net görülüyor. Özellikle mısır darbesinde dünya derin güçleriyle paralel hareket etmeleri, Irak, Libya ve Suriye’deki tutumları, bunun açık örneğidir.

Ancak bunları ümmet için asıl büyük bir tehlike haline getiren durum, tekfir hastalığıdır. Bu hastalık çok çetin bir hastalıktır ve ne yazık ki tedavisi de yok. Çünkü kendilerince okkalı delilleri (!) de var. Dolayısıyla onlar için ümmet potansiyel düşmana dönüşüyor. Öyle ki, “Mürtedlerin cezalandırılmaları, kâfirlerinkinden önceliklidir.” Teziyle Suriye’de Beşşar ve nizamına karşı değil de Müslümanlara karşı savaşmaktadırlar. Filistinde Yahudileri değil de bir asırdır İslam adına Siyonistlerle savaşan Hamas’ı hedefe koyuyorlar. Mısırda Müslümanlara karşı Sisiyle ittifak kuruyorlar. Vs. Allah (cc) tüm tefrika tohumlarından ümmeti temizlesin. Amin!                Tabi ifrat ve tefrit grupları içinde yer alan, saf ve halis Müslümanlar elbette müstesnadır. Her iki tarafta da azımsanmayacak kadar, iyi niyetli fedakâr ve cefakâr Müslüman ve mücahitlerin varlığını göz ardı ediyor değiliz. Ancak takdir edersiniz ki, böylesi puslu yapılarda saf ve iyiniyetli garibanların pek bir ağırlıkları olmaz. Davul marabaların boynunda olsa da, tokmak hainlerin elinde olur.

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç