Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Hz. Ebubekir (r.a) 3

28.09.2012

Hz. Ebû Bekir hayatı boyunca Rasûlullah’ın yanından ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur. Resulullah (sav) birçok hususta onun görüşünü tercih ederdi. Genel ve özel tüm önemli işlerde ashabıyla müşavere eden Peygamber (s.a.s.) bazı hususlarda özellikle Ebû Bekir’e danışırdı. (İbni Haldun, Mukaddime, 206). Araplar ona “Peygamber’in veziri” derlerdi.

Ebu Bekir (ra) in mensubu olduğu Teymoğulları kabilesi, Mekke’de önemli bir yere sahipti. Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile tanınıyorlardı. Hz. Ebû Bekir’in babası Mekke eşrafındandı. Hz. Ebû Bekir, cahiliye döneminde de güzel ahlâki ile tanınan, sevilen bir kişi idi. Mekke’de “esnak” diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir dostlukları vardı. Sık sık buluşur, Allah’ın birliği, Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müşavere ederlerdi. İkisi de cahiliye kültürüne karşıydılar, şiir yazmaz ve şiiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi.

Resulullah (sav) peygamberlik görevini aldıktan hemen sonra Ebu Bekir (ra) i İslam’a davet ettiği zaman tereddütsüz: “Allah’ın birliğine ve senin O’nun rasûlü olduğuna iman ettim” demiştir. Hz. Hatice’den sonra Resulullah (sav) a ilk iman eden odur. Peygamber (s.a.s.) İslâm’ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebu Bekir (ra) şeksiz ve tereddütsüz bir şekilde iman etmiştir. Hatta Resulullah (sav): “Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebu Bekir’in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı ” diye lâtif bir benzetme de yapmıştır. Ebu Bekir (ra) iman ettikten sonra, hayatinin sonuna kadar tüm varlığını İslâm’a adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelenlerden olmuştur.

Freelyshout
  • İşlerde istişarenin önemi.

Görülüyor ki Resulullah (sav) İslam’dan önce de sonra da istişareye önem veriyordu.Ayrıca  “Danışan dağı aşmış, danışmayan düz yolu şaşmış” istişareyle ilgili ayet ve hadisler malumdur. “…İş hakkında onlara danış…” (Ali İmran 3/159) “…Onların işleri, aralarında danışma iledir…” (şura 42/38) yine Uhut savaşında Resulullah (sav) ın görüşü, şehir içinde savunma yapma yönünde olmasına rağmen, genç sahabelerin istişaredeki çoğunluklarına binaen kendi görüşünü bırakıp savaş meydanına çıkmıştır.

İslam âlimleri istişarenin bağlayıcı olduğu konusunda neredeyse ittifak etmişlerdir. Yaşadığımız çağda bunun ne kadar isabetli bir görüş olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi önemli makamlardaki her bir idarecinin, birden fazla müsteşarı vardır. Hatta idarecilerin başarısı; istişareleri ve müsteşarlarının ehliyeti oranıncadır denebilir. Dolayısıyla “şura bağlayıcı değildir” “şuranın kararları tavsiye niteliğindedir” gibi görüşlerin ilmi ve akli olarak pek bir kıymeti harbiyesi yoktur.

  • Toplumda ağırlığı olan şahsiyetli kişilerin İslam’a kazandırılması önemlidir.

Resulullah (sav) a ilk iman edenlerin çoğunluğu garibanlardır. Ancak Resulullah (sav) eşrafın hidayeti için özel çaba sarf etmedi değil. Resulullah (sav): “Allah’ım! İslam’ı iki Ömer’den biriyle güçlendir.” Diye dua etmiştir. Bu dua sonrası, Amr isimli Ebu cehil değil de, Ömer bin Hattab iman etmiştir. Abese suresi eşrafla ilgilenmeyi yasaklamıyor. Belki İslam’ı kabule hazır olana öncelik verme konusunda ikazda bulunuyor. Günümüzde Yusuf İslam, malcolmix vb meşhurların, İslam’ın yayılmasında etkisi malumdur.

  • Dostluk ve arkadaşlıklarımızı İslam’ın yararına tahvil etmek gerekir.

Resulullah (sav) ın Ebu Bekir (ra) ile olan arkadaşlığını, onun İslam’ı kabul ederek her şeyiyle İslam’a destekçi olmasına vesile kıldığını görmekteyiz. Günümüzde nice Müslümanlar, arkadaşım veya akrabam benden soğuyup uzaklaşır diye İslamî davete teşvik etmemektedirler. Hâlbuki sevdiğimiz kimsenin İslam’a kazandırılması hem onun için, hem de İslam için daha hayırlıdır. İçinde bulunduğumuz dönem biraz iyice elhamdulillah… Ama hatırlayın 28 Şubat süreci gibi zamanlarda nice mütedeyyin memurlar, amirler renklerini gizlemek için, farz namazlarını dahi erteleyip aksatabiliyorlardı. Allah (cc) korusun…

  •  Kötü gidişata teslim olmayıp çıkış yolu aramak her Müslüman’ın her zaman görevidir.

Resulullah (sav), Ebu Bekir (ra) vb şahsiyetli kimseler –sayıları az olsa da- cahiliye hayatının çirkefine bulaşmadıkları gibi, bu kötü gidişattan kurtuluş için çare arıyorlardı. Şahsiyetli olan her şahsında her zaman ve zeminde yapması geren budur. Müslüman, rüzgârın önünde savrulan yaprak ya da suya kapılan çer çöp gibi olamaz. Bu konuda nice ayetlerin yanı sıra Resulullah (sav) ve ashabının (ra) hayatları baştan sona bunun delilidir. Bu konuda Akif’in şu dizeleri de manidardır.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticacın şu sizin lehçede manası bu mu?

  • Hayırlı işlerde acele etmek esastır.

Resulullah (sav) ın kendisine yakın olanları İslam’a davet etmekte çabuk davrandığını görüyoruz. Avrupada yaşayan arkadaşlarımızdan niceleri, bazı gayrı Müslimlerin hidayetine vesile olduktan sonra onların şu şikâyetlerini defalarca dile getirmişlerdir. “neden geç kaldınız? Eğer 1-2 yıl önce bana İslam’ı öğretseydiniz, belki küfür üzere ölen anne, baba vb akrabalarımın hidayetine vesile olabilir, onları küfür üzere ölmekten kurtarabilirdim.”

  • Allah (cc) ve Resulüne tereddütsüz ve pazarlıksız teslim olmak, imanın gereğidir.

Ebu Bekir (ra) bu konuda SIDDIK unvanını ne kadar da hak etmektedir.

  • Mal, dünyada biriktirip istiflemek için değil, gerektiğinde hayır yolunda sarf etmek içindir.

Sadece Ebu Bekir (ra) değil, Hatice (ra) annemiz, Abdurrahmen bin Avf, Osman (ra) vb varlıklı sahabeler, tarihe altın harflerle nice destanlar yazmışlardır. Ashab-ı Kiramı (Rıdvanullahi aleyhim ecmeîn) günümüz Müslümanlarından önemli bir özellikte budur. Bizlerin mal toplamayı sevdiğimizin binlerce katı onlar, dağıtmayı, Allah (cc) yolunda sarf etmeyi seviyorlardı. Onları bu konuda özel kılan ve şu nebevi övgüye mazhar kılan da hayır yarışındaki sebatlarıdır. “Benim ashabımı sebbetmeyin (aleyhlerinde konuşup karalamayın, sövmeyin). Zira sizlerden biri Uhud dağı kadar altın infak etse dahi (onun bu infakı) onlardan birinin infak ettiği bir avuca hatta bir avucun yarısına dahi denk gelmez.” (Buhari – Müslim) Onlar dağıtma yarışındaydılar, bizse toplama yarışındayız… Kim kârlı?…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç