Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

İslam Toplumunun İnşasında Cami ve Medrese

04.06.2018

Ali (ra) ye nisbet edilen önemli bir söz şöyledir: “Bir zaman gelecek. İnsanlar, camileri fiziki olarak yapacaklar. Ancak manevi olarak yıkacaklar.” İmanın dediği zaman bu zaman değilse ne zamandır? İnsanların, camilerin nakış, çini ve süslerine servetler döktüğü, ama maalesef, taat ibadet konusunda boş bırakmak suretiyle yıktığı dönem… Hâlbuki camilerin manevi imarı, maddi ve fiziki yapısından çok daha önemli ve önceliklidir.

Camilerimizin sadece fiziki yapısıyla ilgilenirsek, görevimiz eksik kalır. Başta İslam’ın ihyasında mescitlerin rolünü kavramalı ve mescitlere tüm fonksiyonlarını kazandırabilmek için çalışmalıyız. Bu fonksiyonlardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz: İbadetgâh, karargâh, hükümet konağı, adliye sarayı, itikâf yeri/çilehane, tekke, zaviye, düğün salonu, eğitim alanı, sevinç ve tasaların paylaşım meydanı vs. Evet tüm bu fonksiyonlar, Resulullah (sav) ve Ashabı Kiram (Rıdvanullahi aleyhim ecmain) döneminde mescidi nebevide bizzat yaşanmıştır. Mescitlerin tüm bu rollerine yeniden kavuşması, diyanetin yönetmelikleri veya imamların bir takım girişim ve gayretleriyle olmayacaktır.

Arapların güzel bir atasözleri var: “fadl-ul mekêni bil mekîn” yani bir mekânın değeri, o mekânda oturanlar, sakinleriyledir. Dolayısıyla camilerin değeri de cemaatleriyledir. Biraz daha açacak olursak, mescitlerin değeri, binalarının sağlamlığı, büyüklüğü, süs, nakış ve çinileriyle değildir. Aksine cami ve mescitler, içlerinde yapılan; ilim irfan eğitim faaliyetleri, sosyal aktiviteleri ve tabi ki cemaatin taat ve ibadetleriyledir.

Freelyshout

“Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” (Tevbe 9/18)

“Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.” (Bakara 2/114)

Birbirini tamamlayan bu ayetlerden çok dersler alınabilir. Biz kısaca bir kısmını özetleyelim.

  • Mescitler Allah (cc) ındır. Oralara her bir gidiş, bizi ilahi rahmete yaklaştıran bir adımdır.
  • Mescit İmarı, iman ve ahiret bilinci gerektirir.
  • Ahirete sermaye biriktirmek, cami merkezli bir hayat gerektirir.
  • Cami merkezli hayat Allah (cc) korkusu ve cesaretin de kaynağıdır.
  • Doğru yol, cami yoludur. Cami yolculuğu, doğruyu buldurur.
  • Cami inşası sadece duvarını damını yapmak değildir. Manevi inşa, fiziki inşadan daha önemli ve önceliklidir.
  • Camilerin yıkılması da iki yönlüdür; maddi ve manevi…
  • Mescitleri manen yıkmak sadece oralarda Allah (cc) a ibadeti engellemek değildir. Asıl tehlikeli olan, camilerin Müslümanlarca boş bırakılmak suretiyle manen yıkılmasıdır.
  • Mescitleri kaybedenler, cami merkezli hayatı da kaybetmiş olurlar. Böylesi bir toplum için se dünyada zillet ve rezalet, ahirette büyük azap mukadderdir.
  • Bunun mefhumu muhalifi, dünya izzeti ve huzuru ve ahiret saadeti için cami merkezli hayat şarttır. Bu da ancak camilere, tüm fonksiyonlarının eksiksiz verilmesiyle mümkündür.

Aslında diyebiliriz ki, özellikle manevi yönüyle olmak üzere mescit bina etmek, İslam toplumunu, hatta İslam devletini bina etmektir. Mescitleri boşaltarak manen yıkmak da İslam toplumunu ve dolayısıyla ümmeti yıkmaktır.

Bundan böyle cami merkezli bir hayat… Camiler konusunda asıl üzerinde durmamız gereken konu budur. Evet, her Müslüman bu ruh ve şuuru kuşanarak, her biri önce kendi hayatlarını, sonra çevrelerini cami merkezli/İslami hayata dönüştürürlerse, ümmetin dönüşümü de uzak değildir. Ancak heyhat…

Cami merkezli okul, üniversite vs. kurumlar… Resulullah (sav) mescidi nebeviyi sadece ibadetgâh olarak inşa etmedi. Bu mescidin bünyesinde Suffe medresesini yani İslam orta öğretim okulu ve üniversitesini de inşa etti. Bu, cami merkezli orta öğrenim okulları ve her seviye ve branştan üniversitelere açık örnektir. Resulullah (sav) aynı mescidi, ordu karargâhı, hükümet konağı ve İslam devletinin her bir dairesinin işlevini gören bir mekân olarak da kullanıyordu. Ayrıca her tür sevinç ve tasanın yaşandığı sosyal faaliyetlerin de merkeziydi Mescidi Nebevi…

Peki, şimdi kim camilerimize bu işlevlerini yeniden kazandıracak? Resulullah (sav) ve Ashabı dirilip bizim coğrafyalarımızda hayatı cami merkezli bir hayata dönüştürecek değiller. Bu vazife bizim… Her birimizin. Dolayısıyla elhamdülillah Müslümanım diyen; kadın erkek her bir fert, bu görevle görevlidir.

Yetişmiş bir toplum için medrese

               Camilerin fonksiyonları ve hayatın diğer tüm safhalarında İslami hayatı ihya ve inşa etmek içinse medreselerin rolü tartışılmazdır. Zira İslam’ın iki temel ve ana kaynağı olan Kur’an ve Sünnet Arapçadır. Bu iki kaynağı gereği gibi anlayıp anlatacak ve yaşanmasını sağlamak için çalışacak âlim kadrolar, ancak medreselerle mümkündür. Kaldı ki bu ulemanın önderliğinde hayatı yaşayacak nesillerin yetişmesinde de medreseler bir o kadar önemlidir. Batı kültürünün kokuşmuş artıklarına bırakılmış okulların, mezkûr nesli yetiştirmesi mümkün değildir.

  1. Toplumun huzurunda medreselerin gücü…

Resulullah (sav) ın bi’setinden önce başta Arap yarımadası olmak üzere, insanlığın ne büyük huzursuzluklar içinde olduğu malum. Mal, can, namus kısaca hiçbir şeyde emniyet yoktu. Güçlü zayıfı eziyor… Büyük küçüğü yutuyor… Yakıyor, yıkıyor, talan ediyor, öldürüyor, esir ediyor, köle olarak satıyor vs. kadın meta gibi alınıp satılıyor, kız çocuğu diri diri toprağa gömülüyordu… Haramlar hayatı kuşatmış gayet normal karşılanır olmuştu.

Resulullah (sav) vahyin öğretileriyle insanlığı aydınlatmaya başladığında, tüm bu şerler zamanla hayra evirildi. Zulmün yerini adalet, bencilliğin yerini paylaşım, düşmanlığın yerini kardeşlik, dayanışma, yardımlaşma aldı. Birbirlerinin canlarına kıymak için fırsat kollayan vahşi insanlar, birbirleri uğrunda can vermeyi cana minnet bilen sahabelere dönüştüler. Birlerinin mallarını talan etmek için bahane arayan eşkıya insanlar, birbirlerinin yoluna servetlerini seren evliyalara dönüştüler. İşte bu nebevi medresenin, ilk İslam üniversitesinin gücüyle oldu.

  1. Yeniden medrese gücüne dönüş

 Şu an insanlık yeniden ortaçağ karanlığına geri dönmüşse İslami rotayı terk ettiğindendir. Birilerinin dediği gibi İslam, orta çağ karanlığı değil, karanlıkları aydınlığa dönüştürmenin adıdır. İnsanlığı İslam’dan uzaklaştırmakla karanlığa gömenler, cürümlerini İslam’a iftiralarla örtmeye çalıştılar hep… Ama artı insanlık uyanıyor. İlmin ve medresenin gücü yeniden peygamber varisliğini kuşanarak, devrisaadet İslam’ını insanlığa ulaştırma yolundadır.

“Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.” (Bakara 2/257)

Evet, insanlık çağdaş cahiliye karanlığından yeniden İslam’ın aydınlığıyla kurtulacaktır. Bunu da Resulullah (sav) ın varisi davetçi âlimler yapacaktır. Bu âlimlerse bu mübarek davaya odaklanmış İslam medreselerden yetişeceklerdir.

  1. Medreselerin toplumsal barışa katkısı

İnsan ekmeksiz susuz yaşayabilir ama huzur, güven ve barışsız yaşayamaz. Ümmet birliğini kaybedeli, huzur ve barışı da kaybettik. Bir asra yakındır dışardan ve içerden müdahalelerle ve her vesileyle ümmet arasında fitne ve fesat yayılıyor, ihtilaflar körükleniyor, iftiraklar ihdas ediliyor. Tüm bunlar da toplumsal barışı yok ediyor. Barışın yerini, husumetler, nefretler, düşmanlık, çatışmalar hatta savaşlar alıyor.

  1. Savaş ve kavga yerine barış esenlik için medrese

Cehalet her kötülüğün kaynağı olduğu gibi her iyiliğinde en önemli engelidir. Cahil toplumlarda bireyler, kendilerine, ailelerine, topluma, ümmete, insanlığa ve hatta çevreye karşı sorumluluklarını yerine getiremezler. İnsanlar sorumluluklarını bilmeden nasıl yerine getirsinler ki. Çünkü cahildirler.

  1. Cehalet ise ancak ilimle izale edilir.

Genelde İslam âleminin, özelde ülkemizin yakın geçmişte atlattığı badireler malum… Harf devrimiyle bir gecede milyonlar ümmi olarak sabahlamış… Tevhidi tedrisat adı altında medreseler neredeyse yok edilmiş. Uzun bir zaman elifba bulundurmak dahi büyük suçlardan sayılmış. Sırf ilme hizmetleri sebebiyle idam edilen, sürgün edilen, faili meçhullerle infaz edilen ulemanın sayısı bilinmemektedir. Bu çorak dönem ülkemizde ilmin kaynağını kurutma derekesine varmıştır. Tabi âlimlerin olmadığı yerde de cehaletin yayılıp kuşatması tabiidir.

Seksenli yıllarda medreseler açısından yeniden filizlenmeler başladı. Bu gelişmeler toplumsal barışa, cehaletin kısmen izalesine ve daha birçok hayırlara vesile olmaya başlamışken, 28 Şubat sürecinde yeniden geriye gidişler başladı. Kur’an kursları, medreseler vd. hayır kurumları gibi onlarca medrese de eğitim ve öğretimine ara verdi. Bu da toplum barışın büyük bir tehditle karşı karşıya gelmesine sebep olmuştur.

  1. Anarşi ve terörün en önemli sebebi yine cehalettir.

Resulullah (sav) sahih hadisinde, 99 adam öldürüp sonra bunu yüze tamamlayan, İsrail oğullarından bir adamı anlatır. Bu vb. insanların suç makinalarına dönüşmelerinin en büyük sebebi yine cehalettir. Bu yüz cinayet işleyecek kadar gaddar olan adamın doğruya yönlendirilmesinde yine ilmin ve âlimin etkisini görürüz. Hadiste ayrıca “yarım hoca dinden eder” gerçeğini de net olarak görmekteyiz. Nitekim işinin ehli olmaya ilk âlim, hem kendi canından olmuş, hem de bu suç makinasını durduramamıştır.

Özellikle doğu ve güneydoğu Anadolu gibi feodal bölgelerde ilmin toplumsal barışa katkısı çok daha net anlaşılır. Çoğu kere yıllar süren kan davaları, etnik ayırımcılık vs. husumetler sebebiyle neşet eden düşmanlıklar, yıllarca insanlara hayatı zehir etmiştir. İşte böylesi zemin ve zamanlarda ilmin ve ulemanın toplumsal barışa katkısı ilaç gibi yetişir.

İşte otuz yıldan fazladır terörle yatıp kalkıyorduk. Yıllardır yüz milyarlarca maddi ziyan, maddi servetlerle kıyası mümkün olmayan bu bela ve diğer toplumsal barışı tehdit eden suçların sebebi yine cehalettir. Özellikle doğuda medreselerin gelişmesine paralel olarak huzur ve güven de gelişmiş, kesintiye uğradığındaysa tersi olmuştur.

  1. Âlim ’siz toplum pusulasız gemi gibidir.

Pusulasız gemi nasıl ki hedefine hiç varamaz veya çok geç varır. Belli bir rotası yoktur. Kayalıklara çarpıp parçalanma veya tih çölü misali yıllarca yerinde sayma tehlikesi vardır. Âlim ’siz toplum da öyledir. Dünyada huzur barış ve izzete ahirette ebedi saadete; ya varamaz ya da nice badirelerden sonra çok gecikmeli varır. Selam… Dua…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç