Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Müslümanın Önündeki Engeller

18.02.2016

Bu konu okuyucu kardeşlerime mütevazı bir eserimi hatırlatma vesilesi olsun. “Yoldaki Dikenler” kitabımızda imkân oranında davetçi ve dâva yolunun engellerini işlemeye çalışmıştık. Dönüp baktığımda birçok başlığın hala taze ve güncel olduğu kanaat’ına vardım. Bazı başlıklarla ilgili kısa açıklamalar yaptım. Ama çoğunu sadece başlıklar olarak hatırlattım. Belki bu vesileyle merak edip kitabımıza müracaat edersiniz.

Bu arada, o günden bu güne içinde bulunduğumuz şartlar çoğu kere karamsar tablolar çizmemize sebep oldu. Hatta yaşanan zorluklar ve karanlık tablolar, katmerlendir. Ama sizler biliyorsunuz ki bu anlatımlar, karamsarlığa sürüklenmemiz için değil… Aksine bilenip silkinmemiz ve bu karanlıkları dağıtmaya bir nebze olsun katkı içindir.

1) Kötü Arkadaş ve Çevre: İnsan canlı bir organizmadır. Dolayısıyla hem arkadaşından etkilenir hem de onu etkiler. Şu halde takva temeline dayanan iyi bir arkadaşlık iki tarafı da olumlu etkilerken, fısk ve fucura dayalı kötü arkadaşlık ise olumsuz etkiler. Şurası kesin ki, arkadaşlık iki yönlü bir müessesedir. Her mümin, özelde ise davetçi hem iyi arkadaş edinmek, hem de iyi arkadaş olmak zorundadır. Resulullah (sav) arkadaşlık için üç temel esas saymıştır:

Freelyshout

a)Görünüşü Allah’ı hatırlatan

b)Konuşması ilim ve irfanını artıran (maddi, manevi fayda veren)

c)Hareket ve davranışları ahireti hatırlatan arkadaş.

2) Programsızlık: Program insana zaman, imkân, eleman ve tasarruf kazandırır. Programsızlık ise tam aksine kaybettirir. Örnek olarak en basitiyle, programlı olarak bir günde rahatlıkla yaptığınız bir işi programsız olarak 3-4 günde bitiremezsiniz. Şehit İmam el-Benna bu gerçeğe işaretle, “Zamanının bir saniyesini bile boşuna harcama, çünkü yapılacak işler zamandan daha çoktur” demiştir. Bu konuda yük ve sorumluluğu en ağır olanlar ise davetçilerdir.

3) Fikir Anarşisi: Birkaç yıl öncesine kadar fikir anarşisi çok ciddi boyutlardaydı. Tam sükûnete doğru yol alma başlamışken, son yıllardaki dalgalar yeniden ortalığı allak bullak etti. Davetçi ehil ulemanın rehberliğinde hem bu illetten korunabilir, hem de başkalarını koruyabilir.

4) Soğuk savaş vasıtaları. İnternet, TV, sinema, tiyatro, içki, kumar, uyuşturucu, moda, müzik, futbol, buna bağlı olarak toto loto, sayısal loto, iddia, ganyan vb. her tür malayani ve oyun oynaşlar…

İşte bu açıdan baktığımızda biz farkına varsak da varmasak da çepeçevre toplumun hayatını kuşatan haramlar; magazin, pembe diziler, moda, müzik, içki, uyuşturucu, futbol masum birer eğlence değildir. Tüm bu haramların emrine amade kılınan televizyon, sosyal medya, basın, internet dünyası ve daha nice vasıtalar her an hakka karşı topyekûn savaş halindeki bâtıl cephenin temsilcisi karanlık odaklar tarafından kullanılan soğuk savaş silahlarıdır.

Tarih boyu bu manadaki tüm saldırılar hakkın temsilcisi davetçiler tarafından destansı mücadelelerle püskürtüldüğü gibi bugün de yarın da bu yine olacaktır. Zira Allah’ın vaadi vardır.

5) kimlik ve kisve yozlaşması. Bu başlıktaki makalelerime müracaat…

6) Bağışıklık: İnsanda iki temel unsur vardır: Beden ve ruh. Bedenin soğuk, sıcak ve hastalık gibi ortamlara karşı bağışıklığı Allah’ın büyük bir lütfu olarak ne denli kıymetli bir nimetse, ruhun günahlara, haramlara, tembelliğe, ihmale ve farzları terke bağışıklığı da o denli büyük bir illet ve felâkettir.

7) Maddeleşme ve Ruhi İhmal: özellikle maddenin putlaştırılmasının fırtına hızında estiği günümüzde bu tehlike çok büyüktür.

8) Gaflet: Hani bir dönem bağrı yanık bazı Müslümanlar dâvayı ona-buna muhtaç olmaktan kurtarmak için şirketleşme vb. yollarla kazanç yollarına girdiler. Ama kazanç çoğalınca bu defa düşünceler tersine döndü. Şimdilerde nice Müslüman artık kazancını korumak için davasından nice fedakârlıklarda bulunmaktadır. “Eski mücahitler müteahhit oldu” tekerlemesi şaka değil maalesef… Tabii hiçbir davetçi bu kadar değiştiğini kabul etmez. Çünkü bu durum beraberinde gafleti de getirmektedir. Yani hem gırtlağına kadar maddi manevi illetlere bulaşıyor ama gafleti sebebiyle farkına dahi varmıyor. Tabii istisnalar var ve onlara selâm olsun.

9) Basiretsizlik: Özellikle dâvanın değerini, dâvetin acilliğini, dâva karşıtlarının sinsiliğini ve gaddarlığını, ortalığı kaplayan şirk ve cehalet karanlığının zifiriliğini kavrayamama ciddi bir basiretsizliktir.

10) Kısır Döngü: Tüm bu ortam içinde bir şeyler üretmeyip, dar bir çerçeve içerisinde hasımlarımızı unutup birbirimizle didişme, duygu ve hislerin mahkûmu olma kısır döngüdür.

11) Yorgunluk: Acelecilik bir zamanlar vardı. Ancak acelecilik ve benzeri illetler beraberinde yorgunluğu getirdi. Şimdi ise yorgunluk öylesine sarmaladı ki, acelecilik de kalmadı.

12) Acelecilik: Acelecilik aslında kısa zamanda bedelsiz veya çok az bedelle uzun mesafeler düşleyip, uzun vâdeli ve meşakkatli amellere tahammülsüzlüktür. Bizdeki tezahürü genelde bu şekilde olmaktadır.

13) Panik-Telaş: 28 Şubat sürecindeki şaşırmış lığı panik ve telâş diye niteleyip acilen o halden sıyrılmanın gereğinden dem vurmuştuk. Ancak aynı halin pekişerek devam ediyor olması işin korkaklık ve pısırıklık boyutlarında olduğunu göstermektedir. Zira panik geçici bir hâl olup akabinde hemen toparlanma vardır.

14) Dengesizlik: Bir dönem davetçiler kültürel olgunluktan sivrilip manevi olgunluğu ise ciddi olarak ihmâl ettiklerinden bir dengesizlik oluşmuştu. Çare ise, kültürel olgunluğun terk edilip dengenin yoklarla sağlanması değil, ruhi olgunluğun yükseltilmesiyle sağlanmasıydı.

15) Dar Ufuk: Bildiklerimizle amel edip Rabbimizin sonsuz hazinelerinden bize bilmediklerimizi öğretmesiyle bu illetten eser kalmayacaktır. Bir dersin, bir dâvetin, bir infakın, Müslüman fertle başlayıp Müslüman dünyayla sonuçlanan sürecin bir adımı olduğunu kavrayamama dar ufuktur. Amelleri mücerret biraz sevapla sınırlı düşünme dar ufuktur.

Ama en önemlisi de İmamı Rabbani, Şeyh Şamil ve el-Benna gibi kurtarıcıları bekleye durup, “Ben de onlardan küçük birisi olabilirim” diye düşünüp işe koyulmama dar ufuktur.

Yöneten olabilmeyi hiç düşünmeyip, hep itile kakıla yönetilmeyi ve köleliği kabullenmek dar ufuktur vs.

16) İhtilaf – Tefrika. Hani genelde asgari müştereklerde birleşmeden dem vurulur da müştereklerimizin asgari değil gayet azami olduğu düşünülmez bir türlü. Demek ki, samimi değiliz. Aksi halde asgari müştereklerde ittifaktan bahsedenlerin müşterekler azami olunca fırsatı kaçırmaları kabil değil. Bunun sonucu da doğal olarak ihtilafların tefrikaya dönüşmesidir. Tabi tefrika zaman içinde kardeş kavgalarına evirilmektedir ki, bunun acısını şu iliklerimize kadar yaşayarak görüyoruz.

17) Dağınıklık… İftiraka götüren ihtilaflar doğal olarak dağınıklığa, o da güç dağılımına götürür.

18) Güç Dağılımı

19) Vehen: Dünya sevgisi ve ölüm korkusu. Tabii akabinde de vehen’e kapılan fertler hadiste ifade edildiği gibi çok kalabalık olmalarına rağmen suya kapılan çer-çöp gibi olurlar.

20) Vurdumduymazlık

21) İhmalkârlık

22) Hafife Alma

23) Etkileşim

Vurdumduymazlık ve ihmalimiz de kronikleşerek devam ediyor. Hafife aldığımız ise sorumluluklarımızdır. Hasımlarımızı ise tam aksine kendimizi karamsarlığa sürükleyecek kadar büyütüp hesaba alıyoruz.

Etkileşim ise daha çok ilk etapta gayet aktif olan davetçilerin zamanla yorgunlar kervanına katılmış pasif neferlerden olumsuz etkilenmesidir. Çevredeki yoğun haramlardan etkilenmeyi ise daha çok bağışıklık başlığı altında anlatmıştık.

24) Nefis Tezkiyesi: Nefis tezkiyesiyle, olumlu kısım olan nefsi manevi hastalıklardan arındırmayı değil, olumsuz manası olan nefsin kendini hep temize çıkarması his ve girişimini kastetmiştik.

Hani meşhur “ev sahibi kırarsa kaza, hizmetçi kırarsa sakarlık” sözünde olduğu gibi dâvetçiliğin hakkını veremeyen nice adaylar kendileri için hep başarıları öngörürken, başarısızlıkları ise bir şekilde birilerine veya bir yerlere yamarlar.

25) İfrat-Tefrit: Bu hastalık, gerek düşünce gerek ameldeki uç noktalar arasındaki mesafeyi açarak vasatı yakalamalarına engel olduğu gibi karşılıklı didişmelere de sebep olur. İfratın sivrilikleri, tefritin uyuşuklukları ve didişmeler ise her an hasımlar tarafından kullanılan çok önemli kozlardır.

26) Taassup: Taassup son zamanlarda rüzgârını kaybetmiş olsa da, hâlâ bazı fanatik bağımlıları bulunan bir hastalık. Birtakım abi ve sorumluların, neferlerinin bağımlılıklarını pekiştirmek için âdeta gizliden gizliye bu hastalığa destek vermesi ise çok daha acı.

27) Mübalağa: Mübalağa hastalığı taşıyanlar daha çok kendilerinin başarılarını başkalarının ise hatalarını mübalağalı bir şekilde gündeme getirirler.

28) Kararsızlık: Kararsızlık, belirsizlik ve kaos ortamlarıyla buluşunca dâva ve davetçiye ne denli engel olduğunu varın siz hesap edin.

29) Belirsizlik ve Kaos Ortamları

30) Pratiği olmayan Teoriler: Teori üretebilen ama pratize etmeyenler, çok kere kendilerini temize çıkarırlar. Yaşanan olumsuzlukların ise başkalarının suçu olduğuna dair teoriler üretirler. Böylece kendileri farkına varmasa da hastalığın zararı katlanarak devam eder.

31) Tepkisizlik

32) Kronik Duyarsızlık: Zaten koyunlaştırılmış kitleler arasında 28 Şubat’ı da karşılayan dâvet adayları aynı havayı teneffüs ede ede maalesef tepkisiz, kronik duyarsızlığa sahip kişilere dönüştüler. Azim, sebat ve enerji dolu direnişçi yiğitler elbette her hastalık gibi buna da direnmektedirler.

33) Cimrilik

34) Dünyevileşme

Kur’an-ı Kerim’de en çok tekrarlanan ve baştan sona Kur’an içine serpiştirilen konulardan biri de infak ve tasadduktur. Bu da bilindiği üzere yalnızca farz olan zekâtla sınırlı değildir. Konuya davetçi gözüyle bakıp dâvada finansmanın ne kadar önemli olduğu anlaşılırsa, infakın âciliyet ve farziyeti de anlaşılır. İnfak, cimrilik ve dünyevileşme hastalığından da ne denli arı olduğumuzun bir göstergesidir. Aksi halde yalnız sözle bu illetlerden kurtulmuş olmuyoruz.

Bir diğer önemli nokta da infakın servet sahiplerine has bir görev bilinmesi… Hâlbuki Asr-ı Saadet ve sonrası saadet yıllarında genelde dâvanın gönüllü hamalları garibanlar olmuşlardır.

35) Çevre Kirliliği

Fiziki çevre kirliliğine insanlar milyar dolarlar harcıyorlar ki, bu kirlilik insanların yalnızca geçici olan dünyasını tahrip etmektedir. Hâlbuki manevi çevre kirliliği müminlerin ebedi olan ahiretlerini tehdit etmektedir. Bu konuda da en büyük görev yine davetçilere düşmektedir.

36) Felaket Tellallığı.

37) Ucuz Eleştirmenlik.

38) Erteleme.

39) Lidersizlik.

40) Lider Enflasyonu.

41) Kötü Zan Hastalığı.

Sonuç

Cehalet ve şirk karanlığının insanları çepeçevre kuşattığı, insanların sabah akşam okun yaydan çıkması gibi imandan çıktığı, helalle haramın, hakla bâtılın, doğruyla eğrinin birbirine karıştığı, değerlerin ters yüz olduğu, ümmetin maddi manevi değerlerinin payı mal olduğu asrımızda, tüm bu sorunların çözümünde davetçinin rolünün ne kadar hayatî olduğu ortadadır.

Ancak ne yazık ki, yukarıda özetlediğimiz engellerin de davetçinin ne denli ayaklarına pranga, ellerine kelepçe, gözlerine perde, kulaklarına tıpa, kalplerine ise pas olduğu da ayrı bir gerçek. Tabi ki daha birçok fiziki ve manevi engellerden bahsedilebilir. Ancak bunlar bile sayfa hakkımızı aşırttı…

Bunca sorunun acilen davetçilerin neşterini beklediği bir zamanda davetçilerin hâlâ bu engellere takılı olması çok ciddi bir olaydır. Hani derler ya bazıları “Gıda tuzla ıslah edilir. Ya tuz da bozulursa?”

Şu halde ey davetçiler!… Silkinin ve davranın artık. Ayaklarınızdaki prangaları kırın. Ellerinizdeki kelepçelerden kurtulun. Gözlerinizdeki perdeleri yırtın. Kulaklarınızdaki tıkaçları atın. Kalplerinizdeki pasları silin. Yani aşın artık bu dâvet yolunun engellerini ve imdadınızı bekleyen milyonların lisanı halleriyle haykırdıkları çığlıkları duyun, görün ve hissedin. Selam… Dua…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç