Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Oy Kullanmak Caiz (mi?) 13

17.03.2014

Önceki iki yazımızda müfessirlerin Maide suresi 44,45 ve 47. Ayetleri hakkındaki tefsirlerini özetlemiştik. Özellikle konumuzla ilgili olan oy kullanmanın hükmü yönüyle… Şimdi genel bir değerlendirmeden sonra, konun daha da anlaşılması için ulemanın konuyla ilgili bazı görüşlerini nakledeceğiz.

Hükmetme makamında olanların durumu

Bu ayetlerin tefsirine bakıldığında bunun hükmü genel olarak, oy kullanan seçmenleri değil de yasa yapıcı milletvekillerini ve icra makamında bulunan; bakanlar kurulunu, hâkimleri ve savcıları içermektedir. Ancak ulamanın açıklamalarına bakıldığında ulemanın kahir ekseriyeti, bu ayetleri mutlak olarak tekfire sebep saymadıkları anlaşılacaktır. Nasıl ki oruç, hac zekât gibi amellerin farziyetini kabul ettiği halde, yaşamıyorsa veya içki kumar, kumar, faiz gibi cürümleri, haram olarak kabul etmesine rağmen onları işliyorsa fasık olur ama kâfir olmaz.

Freelyshout

Küfür ise, açıkça inkâr veya inkâr manasına gelebilecek istihfaf, (hafife alma) veya istihza (alaya alma- dalga geçme) hallerinde tahakkuk etmektedir. İlahi ahkâma iman edip tereddütsüz kabul etmesine rağmen, değişik sebeplerden dolayı uygulayamayan veya değişik mülahazalarla uygulamayan kimseler hakkında tekfir hükmü ağır bir vebal olur.

Kaldı ki, bizim birilerini tekfir etme sorumluluğumuz yoktur. Yani hesap günüde neden falana kâfir demedin diye sorulmaz, ama tekfir ettiklerimizden biri imanlı çıkarsa, küfür vasfının bizi geri dönmesi tehlikesi vardır. Dolayısıyla tekfir olayında hassas davranmak imanın selameti acısından çok önemlidir.

Bir kişinin sarahaten küfür olan söz veya hareketine şahit olursak ve onun küfrünü ilan etmeyi gerektiren bir durum varsa elbette onun küfrünü açıklamakta bir sakınca yoktur. Özellikle her fırsatta İslam’a ve Müslüman’a kin ve nefretini kusan, ama seçim zamanları takiyye yapıp, utanmadan dine, mütedeyyin! Müslümanlara saygıdan bahseden münafıkların, küfrünü açıklamak, gerektiğinde farz veya vacip bir görev olur. Aksi halde böyleleri Müslümanları aldatarak, onlar üzerinden İslam’a ve Müslümana olan zulümlerini katlayarak devam ettireceklerdir.

               Ancak, küfrü açık olan bu gibi azgınlar dışında, te’vile açık olan söz veya hareketi olan kimseleri, muayyen şahıs ismi vererek tekfir etme yerine, onların zarar ve tehlikelerinden sakındırmak gerektiğinde, Fasık, zalim, ikiyüzlü, münafık gibi vasıflarla bunu ifade etmek mümkündür. Tekfir vebalinin altına girmemek için…

Direk hükmetmek konumunda olmayan, hatta haksızlığa karşı durma ve gücü yettiğince hakkın ikamesi kastıyla meclise giren milletvekillerinin bu hükmün altına girmeleri ise, cumhur âlimlerin görüşüne göre mümkün değildir. Tekfir gibi hassas bir konuda cumhurun görüşünü bir yana bırakıp, bazı zayıf görüşlerle amel etmek ise böylesi hassas bir konuda kesinlikle uygun değildir.

Ehlisünnet ulemasının, yüzde doksan dokuz küfür, yüzde bir iman ihtimali olan söz veya hareketin yüzde bir olan iman yönünde te’vil edilmesi gerektiğini söyleyecek kadar konuya ihtiyatlı yaklaştıklarını da göz ardı etmemeliyiz. (Özellikle tekfir hakkında yazılmış olan Prof. Dr. Numan Abdurrezzak Samarai’nin yazdığı “Dünden Bugüne Tekfir Olayı” isimli eserini inceleyiniz.)

OY KULLANMAK HÜKMETMEK DEĞİLDİR

Ayrıca oy kullanmak hükmetmek değildir. Hükmedenler arasından bir tarafı tercih etmektir. Daha önce parlamenter sistemin ülkemizde bir vakıa olduğunu ve biz oy kullansak da, kullanmasak da meclisten çıkacak en küçük bir kararın, (oy kullansak da kullanmasak da) hepimizi bağladığını ifade etmiştik. Bu durumda oy kullanmakla, en kötü ihtimalle “Ehveni şerri” tercih etmiş. Hatta daha büyük bir zararı küçük olanla engellemiş oluruz.

İman eden bir insanın, oy kullanırken beşeri bir sistemi ilahi bir sisteme tercih etme veya küfre rıza gösterme gibi bir niyeti olamaz. Şayet böyle bir niyet olursa zaten iman olamaz. Başka bir deyimle herhangi bir beşeri sistemi, ilahi sisteme tercih eden kimse, oy kullanmasa da zaten kafir olur. Ancak oy kullanan seçmen ve seçilip parlamentoya giren Müslüman, beşeri bir sistemi tescil ve takviye değil de, o sistemi izale edip tamamen ortadan kaldırmak veya ıslah edip İslam adaletine tebdil etmeyi hedefliyorsa nasıl tekfir edilir. Şimdi bunun daha ötesinde, particiliği metot olarak kabul etmeyen… Yegâne metot olan “Nebevi Metot”la hakkın ihyası ve İslam adaletinin ikamesi için her yönüyle hizmetine devam eden… bunu yaparken yalnızca önüne çıkan; siyasi, ekonomik, bürokratik bir takım engelleri aşmada vasıta olarak görüp, uygun bir partiye oy veren Müslüman’ı tekfir etmek ise daha büyük yanlıştır. Sübhaneke… Bihamdike… Vesteğfiruke…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç