Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Oy Kullanmak Caiz (mi?) 8

27.02.2014

Yusuf (as)’ ın maliye bakanlığı

Kur’an’ın bizzat haber verdiği Yusuf (a.s) kıssası tartışmalı da olsa, delil olarak zikredilmeye değer bir “nass’tır. Bilindiği üzere bu kıssada Yusuf (as) tamamen şirk üzere bulunan bir topluluğun maslahatı için -onları beklenen kıtlık tehlikesinden korumak için- Mısır Firavun’undan Hazine Bakanlığı’nın kendisine verilmesini istedi. “Yusuf (a.s) dedi ki; Beni ülkenin hazinelerinin başına getir. Şüphesiz ben iyi koruyucu ve iyi bilen biriyim.” (Yusuf 12/55)

Halkın maslahatını korumak, tevhide davetin zeminini oluşturmak açısından, Yusuf (as) un bu girişimi çok önemlidir. Halkın zaten başta yoksulluk olmak üzere birçok sorunla başı derttedir. Bir de üstüne yedi yıl sürecek kıtlık ve kuraklığı kaldıramazdı. Böylesi zor bir zamanda böyle bir sosyal ve ekonomik riski hikmetle yönetmesi, Yusuf (as) un davasını kitlelere eman içerisinde ulaştırmasına vesile olan önemli ve ilahi bir hikmettir.

Freelyshout

Resulullah’ın (s.a.v.) Mekke müşrikleri tarafından “Emin” sıfatını alması ve bi’setten sonra dahi emanetlerini ona teslim etmeleri de bu kabildendir.  Vahyi ilk aldığında Hz. Hatice (r.a) validemize gelip, beni örtün diye, endişelerini ifade ettiğinde, Hz. Hatice (r.a) validemiz şu tarihi mukabele’de bulunmuştur. “Hayır, vallahi Allah (cc) seni ebediyen yalnız bırakmayacaktır. Şüphesiz sen akrabalığı gözetir, yorgunluğu üstlenir, olmayana giydirir, misafire ikram eder, hak yolundaki musibetlerde yardımcı olursun.” (Muhammed Resulullah, Muhammet Rıza, S.60)

Aslında her Peygamber, halkların maslahatını gözetip yardımcı olmakla başta yürekleri fethetmektir. Yusuf (a.s)’ın kısasında da bunu görüyoruz. Nitekim müfessirler, Mısır Kral’ının dahi bu davranışı üzerine Yusuf’a (as) iman edip Müslüman olduğunu kaydetmektedirler.

Müşrik bir toplumun maslahatını gözetmek bu kadar güzel sonuçlar doğuruyorsa iman’ı yeterince kavramamış olsa da Müslüman olan bir toplumun maslahatını gözetmek çok daha elzemdir. Özelikle bir asra yakındır İslam’dan “öcü” gibi korkutulan bir halka İslam’ın şefkat ve merhametini teneffüs ettirip, kurtuluş ve huzurun ancak İslam’da olduğunu ve Müslümanların eliyle gerçekleşebileceğini göstermek açısından, mahalli idareler veya meclise girmek ciddi bir fırsattır.

Örneğin, başta İstanbul, Ankara, Konya Kayseri vb. olmak üzere birçok mahalli idarelerde ki Müslümanların başarıları inananların yüzünü ağartmıştır.  (Tabi aksine örneklerde yok değil)

Onca karşı propaganda ve kartel medyasının “Top yekûn savaş” naralarına rağmen, siyasi grafiğin inadına Müslümanlardan yana dönüşü bu hizmetlerin sonucudur. “Bu, şirk sistemine yardımcı olmaktır, onların puanlarını arttırmaktır” değerlendirmesine katılmak mümkün değildir. Her şey artık insanların gözü önünde cereyan ediyor. Kitle ulaşım ve iletişim vasıtaları sebebiyle artık dünya bir şehre dönüşmüş durumdadır. Basiretsiz bazıları hariç genel halk kitlesi puanları kime yazacağını iyi bilmektedir.

Yusuf (as)’ın kıssasını ilmi açıdan değerlendirilmesine gelince, Kadı Beydavi, mezkûr ayetin tefsirinde şöyle demektedir; “Bu ayette, görev isteme, göreve ehil olduğunu ifade etme ve hakkın ikamesi ve halkın hikmetle idaresi için başka yol yoksa, kâfirden velayet (idarecilik) istemenin de caiz olduğuna delil vardır.” (Envar Et Tenzil ve Esrar Et Te’vil- Beydavi C.1.S.489 Dersaadet) İmam-ı Nesefi, aynı ayetin tefsirinde şunu kaydetmektedir; “Müfessirler demiştir ki: Bu ayette zalim sultandan görev üstlenmenin cevazına delil vardır.  Selef ulaması, zalim olan idarelerde kadılık üstlenmişlerdir. Bir Peygamber veya ehli ilim, zulmü defetme ve Allah’ın (c.c) şeriatıyla hükmetmede kâfir veya Fasık kraldan görev alma dışında bir yol bulamasa, onlardan yardım alabilir.” (El-Esas fit-Tefsir Said Havva C.5 S. 2657 )

Vehbe Zuhayli ise, İmam-ı Kurtubi’den naklettiği anlaşılan şu ifadeleri kaydetmektedir; “Müslüman’ın fasık veya kâfir bir kimsenin emrinde çalışması caizdir. Tabi bu, hakkın ikamesi ve halkın idaresi için, bu kimselerden yardım istemekten başka yol yol olmaması halindedir. Ayrıca bu kimselerin Müslüman’a tasarruf yetkisi vermeleri ve kendilerinin istek ve hevalarına göre davranma şartı koşmuyorlarsa caizdir.” ( Tefsir El Munir, C.13 S.12,  El Cami’u Li-Ahkamil Kur’an C.9.S. 140 Kurtubi)

Şunu da unutmamalı ki; Müfessirlerin bu içtihatları, genel olarak İslam devletinin mevcut ve ahkâmının da yürürlükte olduğu zamanda olmuştur. Günümüzde ise mutlak olarak İslam ahkâmıyla hükmeden bir devlet olmadığı gibi, İslam âlemi, dünya zalimlerinin valileri veya gönüllü piyonları konumundaki idarecilerin istilasında bulunuyor. Böylesi zor zamanlarda ümmetin maslahatı için  ruhsatlar, hayati önem arzeder…

Asrın baş döndürücü teknolojisiyle mücehhez onlarca çeşit istihbarat örgütleri, kolluk kuvvetleri, çok daha militan hukukçuları!, uzayda konuşlanmış binlerce uyduları mantar gibi üreyen üsleri, militan medyatörleri, resmi-yarı resmi sivil toplum örgütleri! Ulusal ve global devletleri ve daha neleri neleri hesaba alındığında, zaman, mekan, ve şahsa göre değişme özelliği olan fıkıh kuralına göre, bu konu farklı değerlendirilebilir. Usulul fıkhın temel kurallarından biri şöyledir “Fetva, zaman, mekân ve şahsa göre değişir.” (Hukuki İslamiyye İstilahatı Fıkhiyye Kamusu. Ömer Nasuhi Bilmen C.1.S.267 Kavaidi Külliyeden 38. madde) İslam’ın değişmeyen kaideleri, açık naslarla sabit olan temel ilkelerdir. Bu ayetin tefsirlerinde anlaşılan odur ki: Başka çare kalmadığında kâfir bir kralın sultasında idareci olabilmede ulema, neredeyse ittifak etmişlerdir. Ancak bazı âlimler bu idarecinin aynı zamanda tasarruflarında serbest olup tağuti sultaya bağlı olmamasını da şart koşmuşlardır. Sonuç olarak, Yusuf (as) un maliye bakanlığı, içtihada açık olup tartışmalı olmakla beraber, meclise girme ruhsatına delil olabilir. Sübhaneke… Bihamdike… Vesteğfiruke…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç