Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Sadece Güllerin Değil Herşeyin Efendisi

10.04.2015

İnsanlar bu üç günlük dünyada; evleri, elbiseleri, arabaları için model ve motif, nesilleri için rol model arıyorlar. Bunun için üniversiteler, enstitüler, ARGE’ler oluşturuyor ve milyarlarca paralar harcıyorlar. Hâlbuki hem dünya hem ahiretimiz için yegâne rehberimiz, önderimiz ve örneğimiz Resulullah (sav) tır. Dolayısıyla insanlık için olduğu gibi, kendimiz ve neslimiz için de en güzel rol model Resulullah (sav) tır. “Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” [1]

Hicri 4. asrın başlarında Mevlit Kandilinin, 1996 yılında da Kutlu Doğum Haftasının kutlanmaya başlaması takdire şayan ve birçok hayırlara da vesiledir. Özellikle kitle iletişim vasıtalarının neslimize topçuları, popçuları, türkücüleri ve sanatla alakası olmayan nice zavallıları star diye tanıtma ve ezberletme yarışına girdikleri günümüzde, bu faaliyetlerin önemi daha güzel anlaşılıyor.

               Şu halde Resulullah (sav) ı anmaya dair tüm etkinliklerin en önemli hedefi; Resulullah (sav) ı neslimize tanıtmak, sevdirmektir. Resulullah (sav) ın yegâne örnek ve önder olduğunu, ona (sav) ümmet olmak isteyen her Müslüman’ın, hayatını onun öğretilerine göre programlaması gerektiğini öğretmektir. Onun kutlu sahabeleriyle (Rırvanullahi aleyhim ecmain) bu yüce davayı bizlere miras bırakmak için ne kadar büyük çile ve cefalara katlandıklarını bir nebze olsun anlatmaktır.

Freelyshout

Kutlu doğum haftaları ve mevlit kandillerinde biraz dua, zikir, salavat ve mevlit okumayla iktifa edip asıl hedef unutulursa, bu işin pek bir esprisi kalmaz ve maksat hâsıl olmaz. Bu konuda birçok şey söylenmekte, çok yazılar yazılmaktadır, yazılmalıdır da. Ancak bu konunun istismarı veya bazı çarpıtmalara da dikkat etmek gerekiyor.

Birincisi: Resulullah (sav) ve davasının, onun ve ashabının bu dava uğrunda çektikleri çileler, katlandıkları zorluklara yeterince değinilmemesi… Dolayısıyla ümmetin evlatlarının, İslam uğrunda gerektiğinde bedel ödeme ruh ve şuurundan uzaklaştırılması. Mücadeleci ciddi ve sadık nesiller yerine teslimiyetçi, uysal hatta sürü gibi güdülebilen kalabalıklar haline getirilmesi… Elbette bunun farkında olanlar müstesnadır ve takdire şayandırlar.

İkincisi: Resulullah (sav) ın hep rahmet yönüne vurgu yapılarak, tek yönlü anlatılması… Evet, Resulullah (sav) rahmet peygamberidir. Ancak bir o kadar izzetin de peygamberidir. Evet, kutlu doğum haftasının istismarı ve kuşa benzetilmiş bir peygamber ve İslam’ın bilinçaltına pompalanması, ne yazık ki bir vakıadır. Dikkat ederseniz, “güllerin efendisi” “şefkat ve merhamet peygamberi” vb. alabildiğince ılımlı! ve hoşgörülü mesajlar öylesine yoğun işleniyor ki…

Resulullah (sav) sadece güllerin efendisi değil elbette… O (sav) güllerin, gönüllerin, zahitlerin, abitlerin, mücahitlerin, hâkimlerin, müftülerin, babaların, eşlerin, komşuların, arkadaşların, akrabaların, komutanların, tüccarların, her tür güzel ahlakın, kısaca tüm güzellerin ve güzelliklerin efendisidir.

Ancak onun sadece şefkat-merhamet ve güzel ahlak yönünü ön plana alıp diğer yönlerini bilerek veya bilmeyerek, belki de kasten göz ardı etmeye çalışmak Resulullah (sav) ın öğretilerine aykırı bir davranıştır.

Bilindiği üzere son yıllarda bu çarpıtma o kadar yoğun işleniyor ki, birçok insan Resulullah (sav) ın düşmanları da dâhil hiç kimseye asla beddua etmediğine inandırılmaya çalışılmaktadır. Hâlbuki muteber hadis kitaplarını ve Resulullah (sav) ın siyerini incelediğinizde onun yüzlerce beddualarına rastlarsınız.

Evet, Resulullah (sav) ın kendi şahsı için kimseye ağır bir söz ve davranışı olmamıştır. Ancak İslam’a ve İslam’ın kutsi değerlerine bir saldırı olduğunda, gazabından Ashabı Kiram (Rıdvanullahi aleyhim) ın, Resulullah (sav) ın huzuruna çıkmaya dahi cesaret edemediği, yüzüne bakamadığı anlar olmuştur. Sadece iki örnek;

  1. Hendek savaşında çarpışma öylesine şiddetli devam ediyordu ki, Resûli Kibriya Efendimiz, o günün öğle, ikindi ve akşam namazlarını bile vaktinde kılma imkân ve fırsatını bulamadı. Zatına eziyet ve hakaret edenlere bile beddua etmeyen Kâinatın Efendisi, namazlarını kazaya bıraktırdıklarından dolayı, onlara, “Onlar nasıl, güneş batıncaya kadar uğraştırıp, bizi namazımızdan alıkoydularsa, Allah da onların evlerine, karınlarına ve kabirlerine ateş doldursun!” diyerek beddua etti; daha sonra, o günün öğle, ikindi ve akşam namazlarını ashabıyla birlikte kaza etti. [2]
  2. Benî Âmir Kabilesinin efendisi ve reisi Ebu Bera Amir b. Mâlik, Peygamberimizi ziyaret maksadıyla Medine’ye geldi ve: “Ya Muhammed! Beni davet ettiğin din pek güzel, pek şereflidir. Kavmim benim sözümü dinler. Eğer sahabelerinden birkaçını Kur’an ve sünneti öğretmek üzere gönderecek olursan, ümit ederim ki davetini kabul ederler!” dedi.

Resulullah (sav) bu talep üzerine onlara İslam’ı öğretmek üzere yetmiş küsur sahabeyi onunla gönderdi. Mauna Kuyusu mevkiine geldiklerinde Âmir, önceden hazırladığı sinsi planını uyguladı. Kendisi gibi gözleri ve gönülleri kan ve kin ile dolmuş olan Süleyman Oğullarından birkaç kabilenin de yardımını alarak, hep birlikte, olup bitenden habersiz bekleyen masum sahabeleri şehid ettiler.

Bu seçkin sahabelerin haince bir suikaste kurban gitmelerinden dolayı, Peygamber Efendimiz, son derece üzüldü. Öyle ki, haber aldığı gecenin sabah namazında, ikinci rekâtın rükûundan doğrulunca konut okuyarak şu bedduada bulundu:

“Allah’ım! Mudar Kabilelerini kahreyle!

“Allah’ım! Onların yıllarını Yusuf Peygamber’in kıtlık yılları gibi çetin yap, başlarına dar getir!

“Allah’ım! Lihyan Oğullarını, Adal, Kare, Zi’b, Rı’l, Zekvan ve Usayya Kabilelerini Sana havale ediyorum. Zira onlar, Allah’a ve Resulüne karşı geldiler!” [3]

Peygamberimiz, bu bedduasına bir ay boyunca her vakit namazından sonra devam etti. Sahabe-i Kiram da “Âmin.” dediler. [4] Fahri Kâinat’ın bu duası kabul olundu. Kısa bir müddet sonra adı geçen bölgede kıtlık kuraklık başladı, yağışlar kesildi, sular çekildi, her taraf yanıp kavruldu.

Kutlu doğum haftası vesilesiyle dikkat etmemiz gereken diğer bir konu da Resulullah (sav) ın sünneti hakkında yapılan kasıtlı çarpıtmalardır. Bu konuda şu hususlara dikkatinizi çekmek isteriz;

  • İslam’ın temel esası kuran ve sünnettir. Tek ayaklı bir insan koltuk değneğiyle topallayarak ta olsa yürüyebilir ama sünnet olmadan İslam’ın sağlıklı anlaşılıp yaşanması mümkün değildir.
  • İslam düşmanlarının hedefi geçmişte de şimdi de bu esaslar olagelmiştir. Ancak, Kur’an ilahi güvencede olduğundan, oklar daha çok sünnete yöneltilmiştir.
  • Bu taarruzların dışarıdan olanları pek netice vermeyince, içerden devşirdikleri kimi zayıf karakterli insanları devreye sokmuşlardır. Özellikle günümüzdeki reformistler…
  • Bu taarruzlar hadis uydurma, ekleme-çıkarma veya hadisi yanlış yorumlama şeklinde olabilmiştir. Günümüzdeyse daha çok kendilerinin hastalıklı kafalarına uymayan hadisleri inkâr etme ve muteber hadis kaynakları hakkında zihinleri bulandırma şeklinde tezahür etmektedir.
  • Dışarıdan özellikle müsteşrikler, içerden taassup ehli bazı fırkalar taraftar toplamak için bu yola başvurmuşlardır. Kendi görüşünü haklı çıkarmak isteyen ehliyetsiz müçtehitler (!) de bunu yapabilmiştir.
  • Ancak İslam âlimleri sadece hadislerin metinlerini değil, hadis ricalini dahi didik didik ederek en küçük bir şüphe bırakmayacak şekilde bu konuyu halletmiş “usul-ül hadis” ve “rical” ilmini te’sis etmiş ve geliştirmiştir.
  • Geçmişteki içerden-dışardan bu işe kalkışan mülhidler muvaffak olamadıkları gibi, bu günkü onların uzantıları da muvaffak olamayacaktır.
  • Asıl hastalıklı olan, selefi salihin’in büyük emeklerle bize miras bıraktıkları; Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî, Hâkim, İbnu mace, Beyhakî vb. ilmi şaheserler değil, onlara şaşı bakan kafalardır. Bir meal ve birkaç tercüme kitap okuyan, hadis ilminin semtine dahi uğramamış bazı çağdaşların, kendi kafasında ki şablonuna uymayan hadisler hakkında ileri geri konuşması saçmalıktır.
  • Su pınardan çıktığı zaman temiz ve berraktır. Kaynağından uzaklaştıkça bir şeyler karışır ve bulanır. Dolayısıyla gerek sünnet konusunda, gerekse sair konularda, bu günün reformist ve dinarı dine tercih eden çağdaş (!) Filim erbabına değil, devrisaadetin pak havasını teneffüs etmiş olan ilim ve takva ehli gerçek ilim ehline güvenelim ve onlara kulak verelim.

 “Hayır! Rabbine Andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” [5] Rabbim bizleri Resulullah (sav) ın yolundan ayırmasın… Bizleri kendisine gerçek kul, ona hakkiyle ümmet eylesin ve onun şefaatine mazhar eylesin âmin! Selam… Dua…


[1] Ahzab 33/21

[2] ibni Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 68; Tirmizî, Sünen, c. 1, s. 337

[3] İbni Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 53.

[4] Ebû Davûd, Sünen, c. 2, s. 68.

[5] Nisa 4/65

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç