Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Saray Yerine Çadır 2

26.05.2014
Saray Yerine Çadır 2

Her mü’min, ahirete inanır. Aynı zamanda dünyanın fani ahiretin ebedi olduğuna da inanır şüphesiz. Şu halde ebedi olan ahirete ebediliği, fani olana dünyayaysa faniliği kadar değer vermek gerekir. Ancak gel gör ki bizde bu iki hakikat yer değiştirmiştir adeta… Fani olan dünyaya ebedi olan ahiret kadar değer veriyoruz. Ama ebedi olan ahirete fani olan dünya kadar bile değer vermiyoruz kimi zaman…

Bu gafletten daha büyük, daha tehlikeli bir gaflet olamaz. Hâlbuki Allah (cc) “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma…” (Kasas 28/77) buyurmaktadır. Resulullah (sav) “Asıl hayat ahiret hayatıdır” burmaktadır. Dünyadaki her zararın telafisi var, her hatanın geri dönüşü vardır. Ama ahiretin ne zararı telafi edilir. Nede yapılan hatanın geri dönüşü vardır.

Yüreklerimizin soma yangını henüz sönmemişken, Bosna vb. yerlerdeki felaketler yaralarımıza tuz ekti. Zaten İslam diyarının dört bir yanında sürgit devam eden işgaller, katliamalar, feryat ve çığlıklar ikinci asrına girdi…

Freelyshout

Şimdi gerek yerel, gerekse ulusal olsun bu vb. sorunlarımızı değerlendirirken dünyamızla ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ama ahiretimiz geri planda. Dünyaya ram olmuş, dinarı din, kadını kıble, şehveti ibadet edinen gafillerin böyle davranması normal… Ancak asıl tehlikeli olan ahiret bilincinin farkında olan Müslümanların da son zamanlarda aynı yola yatmaları.

Belediyelerimiz, yol, kaldırım, yeşil alan, mesire yerleri, dünyalık hazlarımıza hitap eden girişim ve mekânlar için seferber. Ama % 99 Müslüman olan bu halkın dini, ahlaki, uhrevi değerlerine yönelik, ne yapabiliriz diye neredeyse hiç çalışmıyorlar. Veya çok az…

Maliye, ulaşım, iletişim, kültür, milli eğitim vd. bakanlıklarımızın da dünyamıza değer verdikleri kadar ahiretimizi dert edindiklerini söylemek mümkün değil… Aynı durum resmi gayri resmi tüm kurum ve kuruluşlarımız içinde üç aşağı beş yukarı aynı…

Hâlbuki tüm bu kurumlarımız, bizi dünyalık olarak en müreffeh bir topluma dönüştürseler. Milli gelirimiz, kişi başı yüz binleri bulsa, ama ahirete elimiz boş gidersek neye yarar. Üstad Bediu-z Zaman ne güzel söyler: “onu bulan neyi kaybetmiş, onu kaybeden neyi bulmuş.”

Bu arada “yiğidi öldür hakkını inkâr etme” kuralı gereği, son on yılda hükümet edenlerin imza attıkları güzellikleri elbette göz ardı edemeyiz. Manevi dünyamızla ilgili de küçük sayılmayacak nice adımlar atıldı. Ancak gelişim olarak madde ve manayı kıyasladığımız zaman, mana çok cılız kalır.

Şu halde devlet ve millet olarak, kendimiz, neslimiz, ümmet hatta tüm insanlık için ahireti daha yoğun bir şekilde gündemde tutmalıyız. Bunun için tüm imkân ve araçları en güzel bir şekilde değerlendirmeliyiz. Batı kültürü insanı insan olmaktan çıkardı, biyonik robotlara dönüştürdü. Ve bu robotların biyonik beyinlerinde zevk, haz ve şehvetten başka bir program yok.

Kapitalist, emperyalist hatta materyalist batının; mana, erdem, ahlak ve fazilet adına insanlığa verebileceği bir şey yok. Dolayısıyla, batıyı her konuda örnek almaktan vazgeçelim. Belki madde ve teknoloji konusunda hala alınacak bir şeyleri var. Ancak manayı tamamen yok etmiş batıyı örnek almak şöyle dursun, ateşten kaçar gibi kaçmak gerekir. Çünkü batasıca batı, mukaddesat ve manevi değerleri yok etmeye programlanmıştır.

Sonuç olarak ebedi olan ahiret, fani olan dünyayla kıyas dahi edilemez. Biz saray ve çadır benzetmesini biraz anlaşılması için yaptık. Aslında dünya ahirete karşılık değil çadır, çadırın gölgesi dahi olamaz. İşte birkaç nebevi uyarı:“Âhirete göre dünya, sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. O kişi parmağına bulaşan suya baksın. (bir de okyanusların sularına baksın ve kıyaslasın)”(Müslim, Cennet 55. Riyaz-uz Salihîn H. No:464) “Eğer dünya, Allah katında sivrisineğin kanadı kadar bir değere sahip olsaydı, Allah hiçbir kâfire dünyadan bir yudum su bile içirmezdi.” (Tirmizî, Zühd 13. İbni Mâce, Zühd 3. Riyaz-uz Salihîn H. No:478)

Resulullah (sav) bir gün pazar yerine uğradı. Etrafında ashâbı da vardı. Resûlullah, küçük kulaklı bir oğlak ölüsüne rastladı. Onun kulağından tutarak:

– “Hanginiz bunu bir dirheme satın almak ister?” buyurdu. Ashâb:

– Daha az para ile de olsa biz almayız, onu ne yapalım ki, dediler!. Sonra Resûl–i Ekrem:

– “Size bedava verilse ister misiniz?” diye sordu. Onlar:

– Allah’a yemin ederiz ki, o diri bile olsa, kulaksız olduğu için kusurludur. Ölüsünü ne yapalım? diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resûlullah:

– “Allah’a yemin ederim ki, Allah’a göre dünya, önünüzdeki şu ölü oğlaktan daha değersizdir” buyurdu.” (Müslim, Zühd 2. Riyaz-uz Salihîn H. No:465)

Gelin yamalı kötü bir çadırı, saraylara, malikânelere tercih etmeyelim.

Not: Nida yayınlarında çıkan “ kendi kaynaklarından Şia ve Şiilik” kitabını tüm kardeşlerime ısrarla tavsiye ediyorum. Gizli düşman açık düşmandan daha tehlikelidir. Hele birde düşmanı dost bilmek…!.!.!

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç