Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Şura’sız Şaşkın Ümmet

18.08.2016

15 Temmuzda çok büyük bir felaket atlattık. Takriben 50-60 yıldır, İslam’ın her güzel söz ve istilahlarını tepe tepe kullanarak vatan sathına çöreklenen bir Haçlı-Siyonist ittifakının, işgal girişimi bertaraf oldu. Gayet sinsi ve derinden memleketin kılcal damarlarına kadar sirayet eden masonik bir güruh üzerinden, küresel zalimlerin darbesi önlendi.

Dikkat edin tarih boyu bu şekilde dış güçler tarafından kullanılan gruplar, hep şahıs merkezlidirler. Aynı zamanda bu yapılar, lider, hoca veya abilerini layusel kabul ederler. Teoride her ne kadar tek masum peygamberdir deseler de pratikte, rehberlerini masum ve hata işlemez olarak görürler. Kimileri de zaman içinde rehberlerini peygamberle hatta Allah (cc) ile görüştüğünü kabul edecek kadar mankurt’laşır, haşhaşi’leşirler.

Bir paralel deşifre oldu ve büyük oranda dişleri söküldü. Ama daha nice paralel olmaya namzet şahıs merkezli ve liderini pratikte masum gören gruplar mevcut. Allah (cc) korusun üst akıl veya başka bir yerler, bu liderlere göz kırparak kendilerine ram kılabilirler. Zaten bu yapıların birileri tarafından ele geçirilmesi, genelde rehberlerinin cahilliğinden kaynaklanıyor. Cahil olmasa zaten bu hatalara düşmez. İşte bu tehlikenin de daha birçok tehlikenin de sigortası, şuradır. Dolayısıyla şurayı gündemde tutmak, şahıs merkezli değil, şura esaslı çalışmanın gereğini vurgulamak önemlidir.

Freelyshout

Şûra, İslam’ın çok önem verdiği bir kurumdur. Despotizmin dünyayı kavurduğu, büyük balığın küçük olanı yemesi gibi, gücü yeten yetene olduğu dönemlerde İslam, adaletin tüm ilkelerini en mükemmel bir şekilde inşa eden sistem olmuştur. İşte adaletin olmazsa olmaz sacayaklarından biri de Şûra’dır.

“Şûra mu’lim mi mülzim mi?” yani istişare sonucu varılan görüşler, sadece tavsiyeden mi ibarettir, yoksa bağlayıcı kararlar mıdır? Sorusu yeterince tartışılmış, bu konuda farklı görüşte olanlar olmakla beraber, cumhurun görüşüne göre Şûra kararlarının bağlayıcı olduğu sonucuna varılmıştır.

İran devriminden sonra Şia’nın özel propagandalarından etkilenen kimileri, Şûranın bağlayıcılığı tartışılır hale getirilmek istendi. İhvan hareketinin Şûraya özel bir değer verdiği bilinen bir gerçektir. Nitekim ta kuruluş aşamasında Şûra, davanın on ana rüknünden biri olarak kabul edilmiş ve olmazsa olmaz prensiplerinden biri olarak tespit edilmiştir. İşte Şia’nın algı operasyonları etkisinde kalan kimileri, ihvanın uzun süren mücadelesi ve ciddi bedeller ödemelerine rağmen bağımsız bir devlet gücüne kavuşamamasını, Şûranın liderin yetkilerini sınırlandırmasına bağlamışlardır.

Hâlbuki ne İran devriminin başarısı liderin kurumlar üstü yetkiye sahip olması, ne de İhvanın başarısının gecikmiş olması Şûrayı bağlayıcı kabul etmesinden değildir. Özellikle son çeyrek yüz yılda yaşananlar, İran devriminin kontrollü ve bir üst akıl projesi olma ihtimalini güçlendirmektedir. Kaldı ki ihvanın başarısız mı başarılı mı bu da ayrıca tartışmaya açık bir konudur. Özellikle her aklıselim kabul eder ki, şu an dünyanın herhangi bir yerinde ümmetin diriliş ve bağımsızlığı için mücadele eden hareketlerden, ihvandan bir şekilde istifade etmeyeni yoktur diyebiliriz. Bu zaten başlı başına bir başarıdır.

Sonuç itibarıyla Şûra, İslam’ın olmazsa olmaz müesseselerinden olup, hem ibadet hem de katılımcı yönetimin temel şartlarındandır. Tekrar edelim ki Şûra basit bir tavsiye değil bağlayıcı bir müessesedir. Aşağıdaki ayet ve hadisler, Şûranın ne kadar önemli olduğunu net olarak ifade etmektedir.

Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever“(Al-i İmran Suresi, 159)

Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında Şûra ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler…” (Şûra Suresi – 38) Bu ibadeti yerine getiren müminin öncelikli hedefi, karar verilen konuda en doğru sonuca ulaşmaktan önce, Allah (cc) ın emrettiği bu ibadeti layığıyla yaparak O’nu razı etmek olmalıdır.

İstişare ibadetini yerine getiren kişi, kendini beğenme, kibir, gurur gibi hastalıklardan uzaklaşmış olur. Diğer müminlerin de fikrini alarak, olaya çok daha geniş bir ufukla bakmış olur. Böylece şeytanın oyununu da bozmuş, onun işe karışma şansını ciddi manada zayıflatmış olur. Aynı zamanda istişare, müminler arasındaki dayanışmanın da artmasına vesiledir. “Her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır” (Yusuf Suresi, 76) ayeti gereği istişare eden kişiler, karşılarındaki müminlerin fikrine çok değer verirler.

Önemli işler, Şûraya ehil kimselerin istişaresiyle olur elbette. Ama günü birlik kimi sıradan işlerde bile karar alırken, sıradan insanların fikrini almak bile birçok hikmet, hayır ve berekete vesiledir. İnsanlar, düşünceleri insanlara Allah’ın ilham ettiğini bildikleri için, her bir müminin verdiği fikrin Allah’tan geldiği bilinciyle hareket ederek rableriyle bağlarını pekiştirmiş olurlar. Bu konuya Kuran’dan verilecek en güzel örnek şüphesiz İbrahim (as) ın, henüz koşma çağına yeni gelmiş olan oğlu İsmail (as) ile yaptığı istişaredir.“Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın.” (Saffat Suresi -102) devam edeceğiz inşallah. Selam… Dua…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç