Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Vurun Baharcılara 2

18.09.2014

Bilindiği üzere daha bir asır önce tek yürek tek devlet bir ümmettik. Sonra dışarıdan ve içeriden, gizli aşikar bir çok dolap ve desiselerle elli küsur parçaya bölündük. O gün bu gündür ümmetin çileleri devam ediyor. İşgal, katliam, sömürü vs.

               Ancak zaman içinde işgal ederek sömürmekte olduğu İslam diyarlarını askeri güçle elinde tutmakta zorlanmaya başladı. Dolayısıyla hem isyan/kıyam dalgalarını durdurmak hem de işgal maliyetini düşürmek için kendi fikirleriyle büyütüp kendilerine ram ettikleri, İslam diyarından devşirdikleri birilerini valiler gibi atadılar. İsimleri, vasıfları farklıydı; kral, emir, devlet başkanı, cumhurbaşkanı vb. ancak hepsinin ortak özellikleri, kendi hanedanları için elde edecekleri az bir rant uğruna, ümmetin zenginliklerini emperyalistlere peşkeş çekmek… işgalin faturaları kabarınca güya bazı ülkelere bağımsızlık vermişlerdi ama aslında valileri! vasıtasıyla sömürüyü daha rahat ve risksiz devam ettirdiler… İslam baharının şafağı doğuncaya kadar.

Diğer yandan Ümmetin parçalanmasından sonra değişik yerlerde değişik İslami hareketler oluştu. Bu İslami oluşumları genel olarak iki kısma ayırabiliriz. Birincisi: nefis tezkiyesi ve ruh terbiyesi, eğitim, hakaiki imaniye, tebliğ, cihad, siyaset gibi İslam’ın belli yönlerine yoğunlaşıp geri kalanını tamamen veya kısmen ihmal edenler. İkincisi: İslam’ı bir bütün olarak tüm yönleriyle içerecek kadar şümullü, belli bir gölgeye, ırka veya aşirete has olmayan cihanşümul bir İslami hareket. İşte bu hareket, Ümmetin yükünü taşımaya namzet tek hareket olan, Şehit İmam Hasan el Benna’nın kurduğu İhvanı Müslimin’di… 

Freelyshout

Şehit İmam Hasan el Benna’nın diktiği bu fidan Mısır’da sağlam bir çınar olmuş, başta bölge ülkeleri olmak üzere, dünyanın dört bir yanına dal budak salıyordu…  Zaman içinde İhvan, çok büyük imtihanlar yaşadı… Mısırda… Filistin’de… Tunus’ta… Suriye’de… Cezayir’de… Ürdün’de… Yemen’de… Ama en çokta Mısır’da vs. yaniümmetin kıyamı durup dururken öylesine ve tesadüfen olmadı. İhvan tarihini incelerseniz, ümmet baharının kilometre taşlarının nasıl döşendiğini hemen anlarsınız. Gerçi ihvan tarihine dair yeterince doküman olmadığı gibi, var olanlarda henüz tercüme edilmemiş. Binler, on binler hatta yüz binlerle ifade edilebilecek kadar çok, şehitler… Zindanlar… İşkenceler… Sürgünler… Ve daha neler. Hepsi üst üste konulduğunda milyonlarca mezalim…

Yani İslam baharı/ümmet kıyamı durup dururken kendiliğinden olmadı. İslam’a hizmetin mümkün olduğunca zahmetsiz yönünü tercih eden, bolca edebiyat yapan birtakım çevre ve kişilerin, asın kıyamını, öncesinde hiçbir şey yaşanmamış gibi lanse etmeye çalışmaları, bilinçli bir saptırmadır. Böylece bunun ABD, İsrail vd. batı ülkelerinin planı olduğuna insanları ikna edebilirler. Nitekim bu karalama kampanyaları sonucu kafası karışan insanların sayıları hiçte az değil.

Zaten yıllardır ABD ve batı, yeterince şişirmiş ve adeta ilahi gücün ötesinde çıkarılmıştı. Böylece İslam ümmeti vs mazlumlar, dünya müstekbirlerinin önünde kurbanlık koyuna dönüştürülmek istendi. Neredeyse batı istemedikçe ağacın yaprağı yere düşmez demeye getiriyorlar. Bu sebepledir ki, uğruna ne canlar, ne kanlar, ne alın terleri feda edilmiş olan ümmet baharına karşı karamla propagandaları kolayca hedefine ulaşıyor.

Bu kampanya hedefine ulaşırsa, o zaman yıllarca bir daha kıyamdan bahsedilemeyecektir. Çünkü “batıya, ABD’ye rağmen herhangi bir kıyam falan mümkün değil” tezi tam da yerine oturacak. Batının ise bu mazlum ümmetin lehine olan bir şeye onay vermesi mümkün olmadığına göre, geriye sömürülmeye, sürünmeye ve köleliğe razı olmak kalıyor… Halbuki durum böyle değil. bu ümmet tarih boyu aziz yaşamış ve Allah (cc) ın yardımıyla yine aziz olacaktır.

Şia zaten yıllardır genç nesle Sünni geleneğin hantal teslimiyetçi olduğunu ve dolayısıyla inkılap yapamayacağı, Şii geleneğin ise inkılapçı olduğunu, o halde İslam ümmeti yıllardır muzdarip olduğu zulüm, işgal ve sömürülerden kurtulmak için Şii olmalı demektedirler. Şia’nın ashabı kiramı tekfir edişlerini, on iki imamı ilahlaştırmalarını, sünneti kaynaklarımızı kabul etmeyişlerini, Aişe (ra) annemize iftira edişlerini kabul edenlerin bile itikadi olarak olmasa da bari siyasi olarak Şiileşelim dediklerini görürsünüz.

Hâlbuki dört mezhebin fıkıh kitaplarına bakarsanız, “Kitabul Cihad” diye müstakil bir bahis görürsünüz. Burada cihadın fazileti ve fıkhi detaylarını açık ve net olarak görürsünüz. Mutlak manada cihadın farzul kifaye olduğunu… Herhangi bir İslam toprağının işgali durumunda cihadın farzul ayn olduğunu… Bu durumda evladın anne babasından, kadının kocasından, talebenin hocasından izin almadan cihada çıkması gerektiğini vb nice hükümler… Kim demiş ki Sünni fıkıh inkilapçı değil!.. Şimdi ümmetin baharı konusunda kafalarda soru işaretleri oluşturmaya çalışanları yeniden uyarıyoruz. Ayıptır… Yazıktır… Bir asra yakındır ümmet baharının güllerini, çınarlarını; kanları, gözyaşları ve alın terleriyle sulayan ümmetin yiğit evlatlarına hakaret ediyorsunuz. Sayısını ancak Allah (cc) ın bilebileceği yüz binlerce şühedanın aziz ruhlarına azap ediyorsunuz. İhsanınız yok, bari gölge etmeyin. Burada sıcak yataklarımızda, yumuşak koltuklarımızda ahkâm kesmek yakışmıyor. Asıl bu mübarek kıyamı karaladıkça siz ABD ve batı planlarının değirmenine su taşıyorsunuz. Devam edeceğiz inşallah. Sübhaneke… Bihamdike… Vesteğfiruke…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç