Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

DEMA FITARE (İftar Vakti) PROGRAMI DOLAYISIYLA BİR RÖPORTAJ

12.06.2016

MİLAT GAZETESİ

GAZETEMİZ YAZARLARINDAN İLAHİYATÇI YAZAR MUHAMMED ÖZKILINÇ İLE RAMAZAN AYI VE SUNMAYA BAŞLADIĞI TRT KURDİDEKİ “ DEMA FITARE” (İftar Vakti) PROGRAMI DOLAYISIYLA BİR RÖPORTAJ GERÇEKLEŞTİRDİK

M. Güngördü:  Öncelikle daha kısa olması dolayısıyla sunumunu yapmaya başladığınız TRT kürdideki “ dema fıtare” (iftar vakti) programınız hayırlı olsun ve hayırlara vesile olsun diyoruz. Programı nerede yapıyorsunuz. Kısaca içeriğinden de bahseder misiniz? Klasik iftar programlarından farklı bir yönü var mıdır?

Freelyshout

M. Özkılınç: Programı Şanlıurfa’da yapıyoruz. Ramazan sonuna kadar da buralardayız inşallah. Şu an Dergâhta, hemen balıklı gölün yanı başında yapıyoruz. Sonraki zamanlarda Eyüp peygamber ve Harran gibi birkaç yere intikaller de olacak inşallah. Şanlıurfa havası sıcak ama insanları havasından da sıcak elhamdulillah. İnsanların misafirperverliği ve sıcaklığı, havanın sıcaklığını dengeliyor. Dolayısıyla çok faydalı oluyor. Sadece program değil geri kalan zamanları da manevi bir atmosferde, cami, cemaat, ders sohbet vb. hayırlı amellerle değerlendirebiliyoruz.

Aslında programı, seyircilerin değerlendirmesi daha iyi olur. Ama yine de sorunuza cevap kabilinden bir şeyler söyleyeyim. Konuklarımız genelde ulema, ilahiyatçı akademisyenler, kanaat önderleri vb. değerli şahsiyetlerden oluşuyor. Konularımız da doğal olarak, Kur’an sünnet kaynaklı İslami konular. Taat ibadet, hayır hasenat, yardımlaşma dayanışma, komşuluk ve akrabalık ilişkileri, kardeşlik, birlik, beraberlik, davet tebliğ vs.

Ayrıca küçük bir araştırma ve hayır vesilesi olsun diye birde küçük bir soru cevap var. Doğru cevap veren ilk üç izleyicilerimize Kur’an’ı Kerim meali hediye ediyoruz. Kanaatimce emsallerine göre daha bir ayağı yere basan bir program diyebilirim.

M. Güngördü: değerli hocam! Ramazan denince akla ne gelir.

M. Özkılınç: Ramazan denice akla her tür hayırlı amellerin katlanarak devam etmesi gelir. Kısaca özetleyecek olursak:

  1. Oruç tutmak, bizzat açlığı tatmak suretiyle aç, fakir ve muhtaçların farkındalığını yakalamak.
  2. Cami, cemaat, Namaz, niyaz, teheccüd vs. nafile ibadetlerde katlanma…
  3. Daha çok Kur’an, dua, zikir, istiğfar vs.
  4. Hayır hasenat…
  5. Yardımlaşma dayanışma, sosyal barış, sevgi, muhabbet…
  6. Can çekişmekte olan komşuluğun ihyası…
  7. Sılayı rahmin yeniden canlanması…
  8. Ziyaretleşmeler, iftar buluşmaları, davetler, ikramlar. Kısacası her yönüyle fırsat ayı…

Düşünelim ki bir hatamızdan dolayı bize darılan sevdiğimiz bir insana kendimizi af ettirmek için ne planlar yapar, zorluklara katlanırız. Affedilip aramızın düzelmesi durumunda da ne kadar seviniriz… Hâlbuki kendimizi af ettirmeye veya beğendirmeye çalıştığımız insan da bizim gibi bir beşer ve bize yapacağı katkı sadece bu fani dünya ile alakalı ama olsun. Rabbimiz azze ve celle bizden razı olsa, Resulullah (sav) bizi ümmeti olarak kabul etse bize katkıları dünyalarla kıyaslanamayacak kadar çok ve ebedidir. Dünyada huzur ahirette ise cennet ve ebedi saadet…

               Resulullah (sav) Recebin girişinden itibaren; “Allah’ım (cc) Recebi ve Şabanı bize mübarek kıl ve bizi ramazana (selametle) kavuştur.” Diye çokça dua ediyordu. Zira bu aydaki büyük fırsatları kaçırmak istemiyor ve aynı fırsatı bizim de değerlendirmemiz için uyarıda bulunuyor.

Yapılan her iyi amelin yetmiş ve daha fazla katlanarak karşılık gördüğü, bu aya mahsus olan orucun ise ancak Allah (cc) ın bilebildiği kadar katlandığı bu ay elbette çok özeldir.

M. Güngördü: Sadaka bozuk paramı demektir?  Ramazan dolayısıyla bu yanlış anlayış düzeltilemez mi?

M. Özkılınç: İslam’da sadaka, tasadduk, infak vb. kimi kelimeler, her tür yardımlaşma ve dayanışmayı ifade manasında kullanılır. Dolayısıyla birçok yerde sadaka kelimesi farz olan zekât manasına da kullanılır. Kaldı ki Allah (cc) “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça “iyi”ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.” (Ali İmran 3/92) vb. ayetlerle net olarak Allah (cc) yolunda sarf edilecek malların infak eden tarafından sevilecek derece iyilerinden olması gerektiğine işaret etmektedir. Yani sadaka sadece dilenciye reva görülen bozuk paralar, az miktardaki değerler demek değildir.

Dilenciye para verilip verilmemesi ayrı bir konu… Ayrıca bozuk para sadaka olarak verilmez de değil. Bizim demek istediğimiz, bir yanlış anlayışın düzeltilmesidir. Ümmetin içler acısı hali, varlıklı insanların daha fazlasını vermelerini gerektirmektedir. Nitekim Allah (cc) şöyle buyurur. “Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.” (Zariyat 51/19) İslam uleması, bu ayet gereği, fakir ve muhtaçların, varlıklı insanların mallarındaki haklarının, zekât sınırlı olmadığı görüşündedirler. Yoksunların hayati ihtiyacı ortadan kalkıncaya kadar, fakirlerin zenginler üzerinde hakları vardır.

M. Güngördü: M. Güngördü: Oruç sadece fiziki olarak aç kalmak mıdır? Orucun manevi bir yönü de yok mudur?

M. Özkılınç: Elbette ne demek. Her ibadetin manevi yönü daha önceliklidir. Mesela her ibadet ancak niyetle geçerlidir ki, niyet kalpteki kasıt olup manevidir. Ayrıca oruç sadece mideyi aç bırakmak değil, tüm organlarımızla her tür yanlıştan uzak durmak, aksine hayır ve iyiliklere daha samimi bir şekilde yönelmektir. Aksi halde Resulullah(sav) ın buyurduğu: “…Nice oruç tutanlar vardır ki onlara açlıktan başka bir şey kalmaz.” Hadisi şerifine muhatap oluruz, Allah (cc) korusun.

M. Güngördü: Hata ve günahlar, fıkhen orucu bozmasa da manen orucun sevap ve mükâfatını olumsuz etkilemez mi?

M. Özkılınç: Önemli bir soru. Oruç fiziki olarak bozulduğu gibi, metafizik / manevi olarak da bozulabilir. Kendi irademizle bilerek haram bakmak, haramı konuşmak veya dinlemek fiziken orucu bozmasa da manen bozar. Başka bir tabirle böyle bir durumda kişiden oruç borcu düşse de, oruçtan alacağı artı sevabı kaçırabilir ki bu, büyük bir kayıptır. Nitekim bazı hadislerde mealen: Nice namaz kılanlara yorgunluk, oruç tutanlara açlık, gece namazına kalkanlara uykusuzluk, zekât ve infakta bulunanlara fakirlikten başka bir şeyin kalmayacağı ifade edilir. Bir rivayette de nice amellerin, eski paçavra gibi sahibinin suratına fırlatılacağına dair uyarı yapılır.

Şu halde nice emeklerle işlediğimiz amellerimizin özellikle oruç gibi zahmetli bir ibadetin berhava olmamasına dikkat edelim. Orucumuzu tüm hücrelerimizle olmasa da bari tüm organlarımızla tutalım.

M. Güngördü: Kimi belediye ve STK lar, ramazanı, eğlence ayı gibi görüyor ve bu konuda algı oluşturmaya çalışıyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz.

M. Özkılınç: maalesef birçok televizyonlar, sosyal vd. medya insanımızı bu yanlışa özendirmektedir. Şunu iyi bilelim ki Ramazanın şenlik ayı değil ibadet ayıdır. Biz Müslümanlar için bir nevi hasat zamanıdır. Dolayısıyla her dakikası bizim için altın değerindedir. O halde bu ayda daha çok taat ibadete sarılmalı, zamanımızı ahiretimize sermaye olacak şekilde değerlendirmeye dikkat etmeliyiz. Özellik bazı belediyelerin “Ramazan şenliği” adıyla tertiplediği, konser vb. ramazanın ruhuna ters olan programlara katılmak şöyle dursun, bu gibi yanlış uygulamalara karşı durmalıyız. Bu konuda gerekli yerlere gerekli uyarıları da yaparak engellemeye de çalışmalıyız. Müslüman her zaman malayani/faydasız işlerden uzak durmalıdır. Ramazan ayı gibi bir ayda ise çok daha hassas olmalıdır.

M. Güngördü: Masraflı israflı sofralar ramazanın ruhuna aykırı değil mi?

M. Özkılınç: izin verirseniz bu konuya biraz genel bakmak istiyorum. Çünkü israf, asrımızın en büyük hastalığıdır. Lüks ve israf sebebiyle dünyanın bir yanında açlıktan, diğer yanında tokluktan ölümler yaşanıyor. Ve de tokluktan ölenler, açlıktan ölenleri aşmış durumdadır.

Türkiye’de ne kadar ekmeğin değişik sebeplerle çöpe atıldığını biliyor muyuz? Örneğin aa. Kaynaklı şu haberi bir düşünün; “Türkiye’de her gün üretilen 120 milyon ekmeğin yaklaşık 12 milyonunun israf edildiği belirtilerek, bunun ekonomiye zararının günlük 2.6 milyon YTL olduğu bildirildi. Bilinçsiz tüketim nedeniyle, Türkiye genelinde İSRAF EDİLEN ekmeğin yıllık maliyeti yaklaşık 31 trilyon. Türkiye genelinde günde 284 bin, yılda ise 103 milyon 660 bin adet ekmek İSRAF EDİLİYOR. Sadece İstanbul’da HER 20 EKMEĞİN 1’İ İSRAF EDİLİYOR.”

Bunun yanına israf edilen yemek, pasta ve tatlı çeşitlerini de ekleyerek kabataslak bir hesap yapın. Açık büfe uygulaması yapılan; binlerce tatil siteleri vb. yerlerde, milyonlarca otel motellerde karavana dolusu çöpe boca edilen yemekler, tatlılar, pastalar vs. Sonra yanına su israfını, sigara israfını, elektrik enerji israflarını vs. ekleyin…

Sadece rengi solduğu veya modası geçtiği için atılan veya değiştirilen, elbiseler, ayakkabılar, koltuk, koltuk, kanepe, oturma grupları, elektronik eşya, el-ev aletleri, cep telefonları vs. vs.

Artık sıradan insanlar evlerinde 2-3 TV, bilgisayar vs. bulunduruyorlar. Durumu iyi olanlar, aile efradının her birine birer müstakil araba aldıkları gibi, kendilerine de 3-5 farklı araç alabiliyorlar. Şehir içi, şehir dışı, özel davetler için, arazi için ayrı ayrı araçlar… Ev apartman vs. konusu da aynı; yazlık, kışlık, devre mülk, deniz evi falan…

Peki, insan bu dünya nimetlerinden faydalanmasın mı? Elbette faydalansın… Ancak faydalanmanın da bir ölçü ve sınırı olmalı değimli? Faydalanmak ayrı boş yere sarf etmek ayrı. Faydalanırken saçıp savurmak da cabası. Örneğin on liraya bir elbise alabilecekken sadece marka olsun diye yüz liralık olanından almak. 40-50 liraya bir ayakkabı alabilecekken marka değil diye 300-500 liralık ayakkabı tercih etmek. 30 000- 50 000 liralık otomobil yerine yüz binlerce liralık olanını tercih etmek vs. Necip fazıl ne güzel demiş:

Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul,

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul…

Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa,

Yaşasın kefenimin kefili karaborsa

Saçıp savurarak israf edenleri, “şeytanların kardeşleri” olarak vasfeden Allah (cc) başka bir ayetinde de şöyle buyurur: “Yiyin, için, fakat israf etmeyin! Muhakkak ki Allah-u Teâlâ israf edenleri sevmez.” [Araf 31]

M. Güngördü: Ramazanla ilgili genel tavsiyeleriniz nelerdir?

M. Özkılınç: Ramazan her saniyesi servetler değerinde bir fırsat ayı… Böyle düşünerek yaklaşırsak, ramazanımızı daha iyi nasıl değerlendirebiliriz onun hesabını yaparız. O halde böylesi değerli bir zamanı, boş hatta zararlı tartışmalarla heder etmek akıl karı değil… Bu konuda bazı tavsiyeleri şöyle özetleyebiliriz.

  1. Orucu tüm organlarımızla tutalım ki oruç da bizi tutsun. Resulullah (sav): ”Oruçlu olduğunuzda çirkin söz ve davranışlardan sakının. Şayet biri size sataşırsa ben oruçluyum desin.” Bu vb. nice hadisler, orucun sadece mideyle değil, tüm organlarla tutulması gerektiğini açıkça ifade ediyor. Her organımız bedenimizin bir şubesi. Organların tamamının oruçlu olması, orucumuzu ikmal emektedir. İşte her bir günü kişiyi yetmiş yıllık mesafe kadar cehennemden uzaklaştıran oruç da bu oruç. Beş duyu organıyla beraber kalp ve ayaklar yedi eder mesela… Bunlardan her birinin orucunun bozulması, orucunun yedide birinin bozulması demektir.
  2. Faydasız söz ve davranışlardan sakınalım ki orucumuzun sevabı zail olmasın.

Resulullah (sav) şu hadislerini hatırlayalım: “Nice oruç tutanlar var ki, aç kalmaktan başka bir kazançları yoktur. Ve yine nice namaz kılanlar var ki, yorgunluktan başka namazından elde ettiği bir şey yoktur.”(İbn Mace, Sıyam,21) Efendimiz (sav) in başka bir hadisi çok ağır ikazlar içerir: “mahşer günü nice insanların amelleri eskimiş paçavra gibi suratlarına fırlatılır.” Allah (cc) muhafaza… Oruç gibi ecrini ancak Allah (cc) ın bilebildiği bir ibadeti heder etmek büyük kayıptır. Şu halde oruçlarımızı sadece midemizi aç bırakmakla değil, gözümüz, kulağımız, elimiz, dilimiz, ayağımız hatta kalbimiz kısaca her organımızla tutalım. Kaldı ki tüm organlarımız bize rabbimizin birer emanetidir. Emanetleri sahibinin talimatları doğrultusunda kullanmasak, emanete hıyanet etmiş oluruz. Tabi ki bu durum ramazanla sınırlı değil, ancak ramazanda daha da dikkat gerekir…

  1. Ramazan ayında namazlarımızı cemaatle ve camide kılalım. Mümkün olduğunca çocuklarımızı da yanımızda camiye götürelim ki camiye aşina olsunlar. Özellikle teravihe ailece gitmeyi ihmal etmeyelim.
  2. Teravih, kuşluk, evvabin ve teheccüt namazları üstünde daha dikkatli duralım. Sahura nasıl olsa kalkıyoruz teheccüde 15 dakika ayırırsak yeterlidir. Her abdestten sonra ve her camiye girişimizde iki rekât nafile kılmayı ihmal etmeyelim.
  3. Günlük Kur’an-ı kerim okumayı ihmal etmeyelim ve asgari üç hatim yapmaya çalışalım. Birisi meal olsun ve tefekkürle olsun. Birini de aile efradımızla beraber yapmaya çalışalım. Kaldı ki Kur’an okumalarımız, ramazanla sınırlı olmamalı… Ramazandan sonra da günlük Kur’anî virdimiz devam etmeli…
  4. Esasen bu güzelliklerin hepsini mümkün mertebe aile efradımızla paylaşalım. Çocuklarımızı daha küçük yaşta Kur’an, namaz, cami, ders, sohbet vb. ibadetlere aşina yapmaya çalışalım.
  5. Resulullah (sav) tan me’sur olan günlük dua ve zikirlere önem verelim. Örneğin günde 100 İstiğfar, 100 kelime-i tevhid, 100 salavat, 100 subhanellahi velhamdulillehi ve lê ilêhe illellâhu vellahu ekber gibi… Tercihen sabah-akşam me’surat okuyalım.
  6. Davetlere icabet edelim ve Biz de gücümüz oranında komşu ve akrabalarınızı iftara davet ederek sılayı rahmi ihya edip pekiştirelim. Akraba ve garibanların davetlerini ve davet edilmelerini yıldız otel davetlerine tercih edelim. Oruçlu birine iftar ettirmenin faziletini, Zeyd Bin Halid’den rivayet edilen bir hadisi şerif şöyle anlatmaktadır: “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, o oruçlunun ecrinden bir şey eksik olmaksızın ona da aynı derecede ecir vardır.” (Tirmizi, Ahmet)

Bu vb. hadisi şerifler, birçok hakikati birden akla getiriyor. Sadece oruçlu birine iftarını açtırmanın büyük mükâfatı… Aç insanların halini yaşayarak anlama… Ramazan’da cömertlik, infak ve yardımlaşmanın önemini hatırlamak… Zira her işin kıymeti kendi zamanında daha iyi anlaşıldığı gibi, aç insanların halini anlamak da oruçluyken daha iyi anlaşılır.

  • Gücümüz oranında hayır ve hasenatta bulunalım. Bunda da akrabaya öncelik verelim. Peygamberimiz (sav), Ramazan ayı gelince insanları hayır hasenat yapmaya, cömertliğe teşvik ettiği gibi kendisi de bizzat buna güzel örnek olurdu. Aişe validemiz (ra) buyuruyor ki: “Ramazan ayı gelince Allah Resulü her zamankinden çok daha cömert olur ve çok daha sadaka verirdi.” (Müslim)  
  • Davet ve tebliğe önem verelim ve yoğunlaştıralım. Şeytanların zincire vurulmuş olmasından dolayı bu ayda yapılan davet ve tebliğin etkisi çok daha fazla olacaktır. Sair zamanlarda aylarca üzerinde durum netice alamadığımız nice kimselere, ramazan ayındaki kısa ilgilenmeler belki de onların hidayetine vesile olacaktır. Nitekim nice insanların ramazan ayında hidayeti bulduklarına şahit olmaktayız.
  1. Camiye giderken komşu arkadaş ve akrabalarınızdan da birilerini davet edelim. Özellikle teravihlere ehlu-iyalimizi de mümkün mertebe beraberimizde götürelim.
  2. Oruç rehavetine kapılmadan ders ve sohbetlerimizi devam ettirelim. İbadetleri çoğaltalım ama derslere ara vermeden.
  3. Hilal tartışmasına girmeyelim. Zira bu hamur çok su götürür. Tamamen ilmî ve teknik bir konu olan hilal konusunda her yıl gereksiz hatta zararlı tartışmaların yaşanması manidardır. Siyasetle falan alakası olamayan bu konunun çözülmeyip tartışmalara malzeme olacak şekilde bırakılmasında kasıt var gibi… Böylece nice Müslümanlar birbirlerini kırabilmekte… Ya da en azından günlerce devam eden tartışmalarla ramazanımızın her dakikası servetler değerinde olan nice saatlerimiz çalınmaktadır. Boş tartışmalarla geçen bu zamanlarda, acaba ne kadar Kur’an okuma, ne kadar dua ve zikir veya ne kadar ibadetten mahrum kalmaktayız.
  4. Teravihin rekât sayısı, camide cemaatle kılınması, toplu halde Kur’an okuma bid’at mıdır değil midir vb. boş tartışmalara da girmeyelim. Tüm bu tartışmalarda aynı kabilden hem zamanımızı çalan, hem de nice husumetlere kapı aralayan faydasız tartışmalardır. Kaldı ki bizim gibi ibadet fukaralarına, biraz daha ibadet imkânı veren teravihi azaltmak değil, mümkünse çoğaltmak yaraşır…
  5. Medyanın malaya’nilerine kanmayalım. Kartelin promosyonlarına karşı ise uyanık olalım. Dikkat edersek medya, her ramazan bizi meşgul edecek, tartıştıracak nice incir çekirdekleri icat etmektedir. Hele hele on bir ay boyunca İslami değerlere saldıran medya, genelde üzüm yemek değil, bekçi dövmek havasında hareket etmektedir. Buna karşı uyanık olalım. Bunların yarı çıplak manken misali bayanlarla ramazan programları yapmaları, nasıl yaman çelişki…
  6. İtikâf sünnetini ihmal etmeyelim. Mümkünse son 10 gün, değilse 3 gün değilse en azından kadir gecesini itikâfla geçirelim.
  7. Sair zamanlar da her camiye girişimizde itikâfa niyet edelim. Zira nafile itikâf için zaman sınırı yoktur
  8. Tüm bunlardan aile efradımızla beraber yapabildiklerimizi beraber yapalım. Bir dahaki ramazana kavuşmamız meçhul, o halde bu ramazanı ganimet bilip değerlendirelim.

M. Güngördü: Ramazan vb. gıda sektörünün ramazan ayında ve gündüz gözü, alenen faaliyet göstermeleri yanlış değil mi?

M. Özkılınç: Elbette yanlış. Kimi insanların; hastalık, yolculuk veya kadınlar hamilelikleri, çocuk emzirmeleri ve özel halleri dolaysıyla oruç tutma konusunda mazur olabilirler. Ancak meşru bir özrü olan kimsenin, orucunu alenen değil gizli kuytu bir yerde yeme içme ihtiyaçlarını görmeleri gerekir.

Lokanta vb. gıda sektörü, bir kere ramazan ayında kapalı olması gerekir. Çünkü mazereti olanların, bakkaldan helva, peynir, domates, salatalık gibi bir şeyler alarak da ihtiyaçlarını görmeleri mümkündür. Diyelim ki bir lokanta, kafe ille de bu mazereti olan insanlara hizmet verecekse, karartma yapmalıdır. Yani dışarıdan görünmeyecek şekilde bir perdeleme vs. yapmalıdır.

Çoğu insan rızık nafaka diyerek ramazanda lokanta kafesini açmaktadır. Hâlbuki rızkı veren, orucu da emreden Allah (cc) tır. Eğer biz Allah (cc) rızasını kast ederek ramazan ayında dükkânımızı kapatırsak Allah (cc) rızkımızı bereketlendirecek, belki müşterimizi de katlayacaktır. Zannetmeyelim ki müşteri kaybedeceğiz.

İşin bir başka tehlikeli yönü, Allah (cc) ın emrini hafife almaktır. Bir insan mahcubiyet ve pişmanlık içinde bir farzı çiğner, bir harama bulaşırsa, fasık olur. Ama hafife alarak, hiçbir şey olmamış gibi Rabbine karşı isyana yeltenirse o zaman dinden çıkıp küfre girme tehlikesi vardır. Ramazan da alenen oruç yeme ve yedirmede de bu manzara anlaşılmakta olup çok tehlikelidir.

M. Güngördü:  Dışarıdan muhacir olarak gelen kardeşlerimize yardım ve destek elbette önemlidir. Ancak doğunun birçok il veya ilçelerinden; muhtaç ve muhacir duruma düşmüş kardeşlerimize de aynı hassasiyetle el uzatılmalı değil mi?

M. Özkılınç: Evet son bir yıla yakındır kimi ilçelerimiz de adeta bir savaş hali yaşandı ve kimi yerde halen de yaşanmaktadır. On binlerce insan ev bark ve memleketlerinden kopuk muhacir durumuna düşmektedirler. Belki nicelerinin ev kiralayacak imkânları dahi yoktur.

Bir insanın devam etmekte olan dirlik ve düzenini bozarak yabancı olduğu bir diyarda hayta sıfırdan başlaması başlı başına ağır bir yüktür. Niceleri bu yükün altında kalıp taşıyamaz. Dolayısıyla bu ramazan ayında doğu ve güneydoğunun değişik ilçelerinde mağdur duruma düşmüş kardeşlerimize el uzatmak; hem İslami hem insani hem de komşuluk görevlerimizdendir.

M. Güngördü: Her şeyi devletten beklemek yanlış değil mi? bu konuların farkında olan özel ve tüzel kişiliklerin de ellerini taşın altına koymaları gerekmez mi?

M. Özkılınç: Allah (cc) a hamdolsun ki, vatandaşı hizmetçi gören bir devletten, vatandaşa hizmetçiliğe doğru evrilen bir devlet anlayışına doğru yavaş da olsa yol almaya devam ediyoruz. Bu konuda kat edilen mesafe küçümsenemez. Şu yaşanmakta olan terör faaliyetlerinin doksanlı yıllarda olduğunu bir hayal edin. O günlerin aklıyla hareket eden emniyet güçleri olsaydı, buldozer gibi şehirlerin üzerinden geçer giderdi, kimse de neden diye soru dahi soramazdı. Şu anki hükümeti köşeye sıkıştıran batılılar da alkış tutarlardı.

Ancak hiçbir zaman her şeyi devletten beklemek doğru değildir. Bizim halka olarak birbirimize her zaman ihtiyacımız var. İmkânlarımız dâhilinde birbirilerimizin yaralarını sarmak, İslami ve insani görevlerimizdendir. Yardımlaşma, dayanışma, halklar arasında sevgi ve muhabbete vesile olur.

M. Güngördü: son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

M. Özkılınç: Ramazan her açıdan bir fırsat ayıdır. Taat ibadet, namaz niyaz, dua ve zikir, davet ve tebliğ, hayır hasenat, Kur’an okuma, tefekkür, muhasebe kısaca salih amel Şunu hep söylüyorum, tekrar edeyim Bir millet parası, silahları, teknolojisi ve nüfus kalabalığıyla değil, manevi değerleriyle güçlüdür. Bu manevi değerler din, iman, sılayı rahim (akrabalık bağları( komşuluk, arkadaşlık, aile vb. değerledir. Bir toplumda bu değerler ne denli güçlü, sıcak ve işler durumdaysa o toplum o kadar güçlüdür. Bir toplumda bu değerler zaafa uğramışsa o toplumda zayıftır. Eğer bir toplumda bu değerler yok olmuşsa o toplumun kendisi de er veya geç yok olmaya mahkûmdur. Hatta belki yok olmuşta farkında değildir. Hayatımız ramazan, ahiretimizin bayram olması dileğiyle…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç