Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Dine Karşı Din 3

17.03.2016

Önceki iki yazımızda, “küresel derin güçler” ya da “üst akıl” da denilen karanlık odakların, İslam’a karşı kullandıkları İslam etiketli dört kısım yapıdan bahsettik. Bunları da kendi aralarında iki kısma ayırarak ayrı bir değerlendirme yapalım. Çünkü bunların ikişer tanesi karşılıklı birbirlerinin zıddı görünüp, muazzam bir şekilde birbirlerini beslemektedirler. Böylece karşılıklı güç kazanmaktadırlar.

Bunun bir örneği, biz deki Türk ve Kürt ırkçılığıdır. Görünüşte birbirine tamamen zıt görünür ancak net bir şekilde birbirlerini besler, takviye ederler. Tabi bu onların isteyerek yaptıkları bir şey değildir. Ancak onlar istese de istemese de bu besleme ve destekleme kendiliğinden oluşur. Türk ırkçılığı gelişip serpildikçe, Kürt ırkçılığı da ona paralel olarak gelişip serpilmeye devam eder.

Yıllardır her asker cenazesi geldiğinde, birileri bozkurt işareti yaparak sloganlarla ortalığı velveleye verirler. Buna mukabil, terörist cenazesi olduğu zaman başka birileri, zafer işaretleri eşliğinde, en gür sloganlarla ortalığı velveleye verirler. Çoğu kere cenaze sahiplerinin bu tezahüratlara rızası yoktur ama olsun. Onlar için her fırsat değerlendirilmeli ve sesleri duyurulmalıdır.

Freelyshout

Çoğu kere aynı kişilerin dakika veya saat farkıyla aynı gün, hem bozkurt işareti yaparak bir grup içinde, daha sonra zafer işareti yaparak diğer grup içerisinde yer aldığı olur. Hatırlarsanız 12 Eylül öncesinde nice kereler, aynı silahla hem sağcı hem de solcu gençlerin öldürüldüğü vakidir. Bu vb. nice görüntüler bu yapılanmaların aynı odaklar tarafından sevk ve idare edildiğinin net delilidir. Ancak önemli değil. İnsan aklı nisyan ile maluldür. İnsanlar bu oyunları da unutur ve karanlık odaklar aynı planları farklı versiyonlarıyla farklı zamanlarda icra etmeye devam ederler.

Zıtların birbirini beslemesi

Görünürde bu işte tuhaflık var. Zıtlar birbirini beslemez, aksine birbirlerini bitirmeye çalışırlar. Evet, zıtlar kendi başlarına müstakil hareket ettiklerinde, genelde bu kural geçerlidir. Ancak zıtlar aynı noktadan kontrol ediliyorlarsa, durum değişir. Bu durumda kontrol edenin iradesi devreye girer. Biz buna üst akıl da diyebiliriz. Üst akıl, dilerse bunları birbirlerini besleyecek şekilde planlar, dilerse birbirlerini bitirecek şekilde… Veya gereğinde belli bir süre birbirini besleyecek şekilde sevk ve idare ettirir. Derken işlevleri bitince gerek gördüğü bir tarafı, hatta gerekirse iki tarafı birden tasfiye eder.

Bu plan tıkır tıkır işlerken, çoğu kere taraflardan hiç kimsenin haberi olmaz. Veya üst aklın işbirlikçisi olan üst düzey bilir ama piramidin alt katmanında olan garibanlar genelde hiç farkına bile varmazlar. Zaman içinde foyalar dökülür ama o zamana kadar atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş olur.

Şia ile tekfirci vahhabilik, -siz buna haricilik veya tekfirci selefilik de diyebilirsiniz- birbirlerine kanlı bıçaklı görünürler. Bu kin ve nefret alt tabakadaki garibanlara gerçek manada yansır. İki taraf birbirlerini çok rahat bir şekilde tekfir ederler. Dolayısıyla birbirlerinin katlini de vacip olarak görürler. Ne zaman şart ve imkânlar elverirse bunu icra etmekte asla tereddüt de etmezler. Şu an Suriye, Irak, Afganistan, yemen, Lübnan vb. yerlerde olduğu gibi…

Şu an İslam diyarında yaşanan, işgal, soykırım, sömürü ve talanların birçok sebepleri var elbette. Ama üzerinde yeterince konuşulmayan hatta belki hiç konuşulmayan temel bir sebep de Şia ve vahhabilik çekişmesidir. Aslında bu iki fırka sadece birbirlerini değil, kendileri dışında herkesi kâfir ve mürted görürler. Suriye ve ırakta Şia ve Deaş’ın nice icraatları, bunun apaçık örnekleridirler. Esasen kendi görüşünü tek ve mutlak doğru, başkalarını da mutlak yanlış ve dalalette gören her fırka aynı konumdadır. Bireyleri bir nevi haşhaşileşmiştir. Sadece bazı zamanlarda ortamı müsait ve kendilerini yeterli görmediklerinden pusuda beklerler. Ama zamanı gelince, faaliyete geçiverirler.

Şia’ya ta ezelden yol verilmiş, küresel derin güçlerin kontrolünde ilerlemeye devem etmekte idi. Suriye’nin gulat-ı Şia olan Nusayrilere teslim edilmesi… Lübnan’da fanatik Şii hizb-uş Şeytanın örgütlenmesi… İran devrimiyle küllenmiş olan Şia’nın yeniden uyarılması… Afganistan savaşında yeni mevziler kazandırılması… Derken 11 Eylül, Irak’ın işgali ve sonrasında altın tepsi içinde Şia’ya teslim edilmesi… Yemenin bir oldubittiyle İran ve Husilere peşkeş çekilmesi ve daha başka nerede Şii varlık varsa, oralarda onların palazlanmasına imkân ve fırsatlar verilmesi. Şu anda bu plan çok daha sinsi, seri ve tehlikeli bir şekilde devam etmektedir. Gerekirse ilerde Suud, BAE vb. yerlerdeki Şia’yı da harekete geçirebilirler. Dolayısıyla Şia’ya asla güven olmaz. Her renkten düşmanla işbirliği içerisine girebilirler.

Tabi bu gelişmelerin neredeyse aynısı paralel olarak vahhabi ekolünde de devam ettirildi. Şia’daki her bir mevzi kazanımı, vahhabilerin kamçılanması, kışkırtılması demektir. Üst akıl bu taraftaki gelişmelerinde ihtiyaç kadar ve kontrollü olarak önünü açar. Örneğin; Birçok İslam ülkelerine “selefilik” adıyla irili ufaklı grupların yayılması… Zaman içinde bunların tekfirci gruplara evrilmesi… Kendilerinden başka Müslümanları mürted ve katl edilmelerini vacip kabul etmeleri… Afganistan savaşı sonrasında parsanın bu gruplara tahvil edilmesi… El Kaidenin doğuşu… Birçok İslam toprağına dağılmaları… Derken Deaş denilen heyulanın doğusu… Tüm bunlar iki taraf için de tamamen kontrollü idi.

Paralel yapının 40 yıl sonra bir şekilde deşifre olması misali, kim bilir belki bu taşeron örgütlerinde deşifresi 40 belki 80 yıl sonra olacaktır. Ama bu zaman zarfında zıt gibi görünen bu vb. gruplar, ümmetin gücünü dağıtmaya, nice samimi ve sağlam nesillerini itlaf etmeye devam edecektir. Böylece küresel zalimler veya üst akıl, kim bilir attıkları birer taşlarla nice kuş sürüleri avlamaya devam edecekler. Yine bitiremedik. Selam… Dua…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç