Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Hac Ameli Genç Ameli

30.10.2013

Beş gün önce (zilhiccenin 7. günü) Arafat’a çıkış hazırlıkları başladı. Yoğunluk sebebiyle Arafat’ta başladığım yazımı tamamlayıp gönderemedim. Özür diliyorum.

Arefeden bir gün önce (tevriye günü veya halk diliyle şerefe günü) Arafat’a akın başladı. Aynen mahşere akın gibi fevç fevç… Öğleden sonra saat 13 de başlayan akın, gece saat iki civarında tamamlandı. Arafat’a çıkış, vakfe ve müzdelifeye akın, hele müzdelifeden minaya uzanan uzunca yaya yürüyüş esnasında, kaybolmalar, fenalaşmalar, yürüyemeyecek kadar hasta ve yaşlı olanlar… yaşlılığı sebebiyle nüsukların hakkını veremediği için yüreğinin ta derinliklerinden hıçkıra hıçkıra ağlayanlar, en küçük bir şeye bahane bulanlar, kızanlar, çocuk gibi küsenler ve daha neler… Tüm bunlar hac ve umre ibadetinin gençlikte yapılması gerektiğini bir kez daha haykırıyor.

Buna birde intikaller esnasında yaşanan izdiham ve meşakkatleri eklediğiniz zaman, hac ve umrenin gençlikte yapılması gerektiğini hep pekiştiriyor. İntikaller esnasındaki gecikmeler… Bu gecikmeler sebebiyle sabırsızlanmalar… Sonunda gadaplanıp kalpler kırıp amelinin mebrur ve makbul olmasına ciddi zarar veren sonuçlar… Kısaca nereden bakarsak bakalım bu iki büyük amel genç ve dinamik haldeyken yapılması gereken ibadetler. Özellikle farz olan hac…

Freelyshout

Düşünün ki bu zorluklar, yaşlı insanların henüz evlerinde hazırlıları esnasında başlamaktadır. Yolculuk uçakla bile olsa, yaşlı insan birçok zahmetler çekiyor, çevresine de zahmetler veriyor. Maalesef bu durum hacı veya umreci evine geri dönünceye kadar her aşamada adım adım yaşanıyor. Otobüs ve servislere biniş, inişler… Hareme giriş çıkışlar… Tavaflar, sai’yler… Abdest alışlar… Hatta yemekhanede yemek sırası ve yenmesi esnasında bile nice zorluklar yaşanıyor. Tüm bunlar yıllardır tekrarlanıyor, ama bizim insanımız hacca yine de yaşlandıktan sonra gitmeye devam ediyor. Sonuç olarak dünyanın en yaşlı hacı ve umrecisi Türkiye’den…

Peki, yaşlılar bu işten vaz mı geçsin, elbette değil. Bu aşk yüreğe düşünce yaşlı genç dinlemiyor. Demek istediğiim, bu satırları okuyan genç kardeşlerim bu gerçeği asla göz ardı etmeyip şimdiden hazırlıklarını yapmaya başlasınlar. Buraya yaşlı gelen hacı abiler ve ablalar da çocuklarını veya torunlarını genç yaşta bu ibadetleri yapmaya yönlendirsinler. “sonra haccı tutamam” gibi nereden nasıl ve neden çıktığı bilinmeyen bir fikirle bu ibadetleri ertelemesinler. Unutmayalım ki biz haccı tutmayacağız, hac bizi tutacaktır.

Genç yaşta gitmek istediği halde maddi durumu elvermeyen, ancak yaşlandıktan sonra gidebilenler, daha önce hac ve umre görevini ifa edip yaşlanınca yine gitmek isteyenler veya yıllarca kur’a engeline takılıp bekleyenler elbette müstesnadır. Ama geçerli bir mazereti olmadığı halde gecikenler, daha sonra bin pişman olacaklardır. Nitekim bu günlerde “neden genç iken gelmedim” diye dizlerini döven, ağlayıp sızlayan insanlarla bizzat karşılaşıyoruz.

Müzdelifeden şeytan taşlamaya yürüyecek mecali olmayan yaşlı ve hasta olanlar, başkalarına vekâlet vererek cemre görevini yaptılar. Otobüslerle belli merkezlere taşındılar, oralardan da daha sonra kendi otellerine taşındılar. Bu otobüslere de tercüman olarak gelenleri rehber olarak verdiler. Dolayısıyla bir otobüste benim payıma düştü. Normalde otobüsle yirmi dakika olan mesafeyi üç saatte ancak gelebildik. Ama bu esnada yaşanan sıkıntılar, yaşlı halde bu ibadetin hakkının verilemeyeceğine delildir.

Otobüse biniş inişler yirmişer dakika… Bir kısmı “hasta olacağız klima kapatılsın” diğer kısmı “aman boğuldum ne olur klimayı çalıştırın” klimayı 3-5 dakika arayla açıp kapata kapata gidiyoruz ama tartışmalar, itirazlar yol boyu hep devam etti. Bereket sabırlı bir şoföre denk geldik. Yoksa böyle durumlarda şoförlerde sıkıntı çıkarırlar. Tabi burada klimalar genelde ya hep ya hiç modunda olup ortası yoktur. Aynı durum birçok otellerde de aynıdır. Maalesef nice insanlar, gidip dönünceye kadar otel klimaları sebebiyle de olan tartışmaları devam ederler. Tabi bu sadece işin klima kısmı… Daha nice nice zahmetler ve zahmet vermeler yaşanıyor. Bazen bazıları verdikleri zahmetlerden dolayı üzülüp ağlıyor, ağlatıyor, sonra özür diliyor… Bazıları da verdikleri tüm zahmetleri görmeyip zahmet görmekten şikâyetçi ve daha neler.

Bilindiği üzere insanı annesinden doğduğu gün gibi temizleyecek olan hac bir şartı da bu çıngarlardan arı olmasıdır. Resulullah (sav) şöyle buyurur: “Kim hacceder ve (haccı esnasında) uygunsuz bir söz ve harekette bulunmazsa, annesinden doğduğu gün gibi (günahlarından temizlenmiş olarak) döner.” (Buhari, Müslim, Riyazus salihin H no=1272)

Aişe annemiz der ki: Resulullah (sav) a sordum, dedim ki; ya Resulullah (sav) en efdal ibadetin cihad olduğunu görüyoruz, biz de cihada çıkmayalım mı? Buyurdu ki: “hayır sizin için en efdal cihad, mebrur (hakkı verilerek yapılan) hacdır.” (Buhari, Riyazus salihin H no=1274) Ancak her şeye rağmen bu ibadetin tadına doyum olmuyor. Demem o ki imkânı olan bu lezzetleri/hazları genç yaşta yaşamayı sakın ihmal etmesin. Cümlenizin bayramı şerifleri mübarek ola. Rabbim kan ve gözyaşının olmadığı, annelerin feryatları ve masum yavruların çığlıklarının dindiği, İslam’ın adalet gölgesinde gerçek bayrama cümlemizi kavuştursun… Hac ve umrelerimiz makbul ve mebrur, tüm Müslümanlar dünya ahiret mesrur olsun. Amin…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç