Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar – muhammedozkilinc.com

Haşhaşiliğin Yeni Uyuşturucusu TEKFİR

30.06.2020
Haşhaşiliğin Yeni Uyuşturucusu TEKFİR

Haşhaşilik, İslam tarihinin en büyük ihanet örneklerindendir. 15 Temmuz ihanetinden sonra, Haşhaşilik kelimesi, yeniden gündemimize girdi. Üzerinden dört yıl geçmesine rağmen hala yeterince çözülemeyen FETÖ örgütü, taraftarlarının körü körüne bağlılıkları itibariyle bu kadim ihanet şebekesine benziyor.

“Haşhaşin de denilen örgüt, 1090 yılında Şia’nın İsmailiye koluna mensup Hasan Sabbah tarafından kuruldu. Tam adı Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin Hüseyin bin Sabbah el-Hamari’dir (1034-1124). Büyük Selçuklu Devleti zamanında yaşamış olan, tarihin eski ezoterik ve batıni örgütü, Haşhaşileri kuran ve ölene kadar liderliğini yapan İranlı Şiilerdendir.

Haşhaşilik örgütü, önce İran sonra da Suriye’ye yayıldı. Kuşatılması ve ele geçirilmesi güç kalelerde konuşlanan Haşhaşiler, önemli kişilere yönelik suikastlara dayanan etkili bir askeri strateji geliştirerek Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli ve farklı bir güç olarak ortaya çıktı. Haşhaşin örgütü, daima Ehlisünnet olan Müslümanları düşman olarak gördü.

Freelyshout

Haşhaşiler, tarihte kendilerinden önce pek görülmemiş olan bir askeri taktik geliştirdiler. Önemli kişilere suikastı temel askeri taktik olarak kullanan Haşhaşiler, suikastı da kendilerince dini ve psikolojik bir şekilde uyguladılar. Suikastlarında zehir ve ok kullandıkları olsa da daha çok hançer kullanmışlardır. Hasan Sabbah, müritlerini kendisine bağlamada ve bir nevi intihar eylemcisi olarak kullanmada onları haşhaşla uyuşturduğundan “Haşhaşiler” ismini almışlardır.

Bu örgüt elliden fazla çok önemli kişiyi su-i kastlarla katlettiler. Selçuklu veziri Nizamulmülk (16 Ekim 1092) Abbasi halifesi Müsterşid (1134) Abbasi halifesi er Raşid (6 Temmuz 1138) Selçuklu Sultanı Davud’un da içinde bulunduğu onlarca vezir, kadı, kale komutanı, ulema ve ümerayı kalleşçe katlettiler. Selahaddin Eyyubi’ye iki suikast girişiminde bulundularsa da onu şehit etmeyi başaramadılar. (1174 ve 22 Mayıs 1176)

Bunları böylesine İslam adına Müslüman katili yapan ve ümmete en büyük ihaneti yaptıran şey; liderlerini hakkın yegâne temsilcisi, örgütlerini de yegâne hak dava olarak görmeleriydi. Bu tipik bir harici mantığıdır. “Hak tektir, iki olmaz. O da benim inandığım ve benim yaptığımdır.” Bu mantıkla hareket eden her yapı, haşhaşi ocağı olarak nitelendirilebilir

Kadim hariciler tek doğru benim bildiğim, benim yaptığımdır. Benim dediğim gibi inanmayan benim yaptığımı yapmayan kâfirdir diyorlardı. Mızraklarının ucuna Mushaf takarak: “Hüküm ancak Allah’tır (cc)” diye, İslam 4. Halifesi Hz. Ali’ye (ra) karşı büyük gösteriler yaptılar. Sonunda haricilerden biri olan ibn. Mülcem 17 Ramazan 40 (24 Ocak 661) tarihinde, ibadet aşkıyla Hz. Ali’yi (ra) şehid etti.

Günümüze gelecek olursak, halen İslam diyarının dört bir yanında ümmetin başına bela olan değişik haşhaşileşmiş örgütler görmekteyiz. Bunların İslam’ın azılı düşmanları, Siyonist Yahudiler veya asırlardır, Müslümanlarla savaş halindeki haçlılarla bir dertleri yok gibidir. Bunların kimi, sofi, kimi, selefi, kimi reformist, kimi, şii gibi görünse de, hedefte birleşmektedirler. Çünkü bunların başında görünürde Müslüman kılıklı kimseler olsa da, esasen bu yapıları teşkil ettiren odak, derin ve sinsi olan Haçlı-Siyonist ittifakıdır.

Hariciliğin çağdaş versiyonu olan ŞİA, DEAŞ, IŞİD vs. Tekfirci vahabiler de aynı mantıkla kendilerinden başkalarını kâfir gördükleri için, Müslümanları öldürmeye devam ediyorlar. Bunları belki hassan Sabbah’ın fedaileri gibi haşhaş çekmiyorlar ama bunların haşhaşı “TEKFİR” dir. Öyle ki Şia, sahabeleri bile tekfir ediyor. Şu anda, “Hizb-ul Lat” “Husi” “Haşd-uş Şabi” ve daha onlarca haşhaşi örgütleriyle İslam diyarını kan gölüne çevirmeleri, kendilerini uyuşturmuş olan tekfir haşhaşı sebebiyledir.

Haşhaşileşmiş hiçbir örgütün hedefinde doğrudan, İslam düşmanı kâfirler yoktur. Bakınız Yahudileri değil Hamas’ı, Sisi’yi değil Mursi’yi, Haçlıları değil “Müslüman Kardeşler” i, hedefe koyuyorlar. Diyorlar ki; “Mürtedler direk hedefimizdir. Kâfirler ise bize karışmadıkça, biz de onlara karışmayız.” Çünkü onları Tekfir afyonuyla uyuşturanlar, öyle kurgulamışlardır. FETÖ örgütünü Haçlı-Siyonist ittifakına köle, kendi ülkesine düşman yapan şey de aynı uyuşturucudur.

Evet, bu gibi örgütlerin genel olarak; altı ibadet, ortası ticaret, üstü ihanettir. Hem de alt tabaka % 80, orta tabaka % 15, ihanet tabakası % 5 bile değildir. Ama ipler, ihanet tabakasının elinde olduğundan, alt tabakadaki % 80 lik cahil, ahmak, aklını kiraya vermiş kalabalıkların, bir hükmü yoktur. İyi niyetleri de mahşer günü mazeret olmayacaktır.

Şimdi endişeyle görüyoruz ki; “çakma harici” de diyebileceğimiz çağdaş haşhaşilere yeni bir örgüt de katılmış. Evet, Kur’an yeter diyerek sünneti inkâr edenler de, aynı mantıkla kendilerinden başkasını tekfir ediyorlar. “Çakma Oryantalist” de diyebileceğimiz bu örgüt, şimdilik şiddete başvurmuyor ama bunları “tekfir haşhaşı” daha da kekin ve daha da tehlikelidir. Unutmayalım! düşmanın en büyük silahı tefrikadır. Tefrikanın zirvesi ise tekfirdir. Bu örgütü sonra biraz açalım inşallah. Subhaneke… Bihamdike… Esteğfiruke…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Özkılınç ©