Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

İslam Zilleti Değil İzzeti Emreder 2

29.08.2013

Önceki yazımın son paragrafını tekrar edeyim. Şunu unutmayalım ki CİHAD ve ŞEHADET aşkı bir milleti ayakta tutan en önemli enerjidir. Bu enerjisini yitiren bir millet zevale mahkûmdur. İslam ümmeti silahlarla yıkılmadı, yıkılmaz da. Silahlarla yapılan savaşlar ancak mü’minlerin cesaretini takviye eder. Cihad ve şehadet aşklarını kamçılar. Ama cihad aşkı ve şehadet sevdası zail olursa, işte o zaman yıkılır… Kâfirler yıllardır soğuk savaş vasıtaları, hile desise ve birçok kalleşçe planlarla bu aşkı yok etmek istiyorlar. Onlar tek başına bunu da yapamazlar. Ancak bizim mahalleden islam! adına devşirdikleri tefrit ehli ve ılımanlarla ciddi mesafeler kat ettiler. Ancak Allah (cc) ın izniyle başaramayacaklar.

Devrisaadete saadet katan, cahiliye karanlıklarını nebevî öğretilerle izale eden, insanları kullara ve putlara kul olmaktan kurtarıp tek bir Allah (cc) a kul yapan da bu ruh ve şuurdur. Sonraki asırlarda ümmeti aziz kılan, serhadlerde dolaştıran, Allah (cc) yolunda ölüme, gül bahçesine girercesine yürüten, hem ümmeti, hem de sair insanlığın; huzur, güven ve barış içinde yaşamasını sağlayan yine cihad ve şehadet aşkıdır.

Bu ruh diriyken, İslam ümmeti hem kendi içinde zaman zaman depreşen sorunları çözüyor, hem de diğer mazlum milletlerin sorunlarına çare oluyordu. Zira İslam, gücü adaletin ikamesi, insanlığın; güven, huzur, barış ve esenlik içinde yaşamasını sağlamakta kullanmayı emreder. Zulüm, zorbalık ve diğerini ezme vesilesi olarak değil.

Freelyshout

Cihad ve şehadet sevdasının kısmen küllenmesi sadece İslam ümmetine değil, tüm dünya insanlığına çok şey kaybettirdi. Zalimleri cesaretlendirdi, müstekbirleri azdırdı, mazlumları karamsarlığa itti. Sonuç olarak, cahiliye asrındaki gibi güçlülerin zayıfları ezmede birbirleriyle yarıştıkları, mazlumların ise körelmiş cihad ve şehadet duyguları sebebiyle direniş saflarından dağıldıkları zillet asrı…

cihad ve şehadet aşkı olmadan, mazlumların hakları alınamaz, zalimlerin hesabı sorulamaz… Bu sevda olamadan, ümmetin işgal edilen vatanları, pay-ı mal edilen değerleri, sömürülen servetleri kurtarılamaz… Dökülen kanların, kıyılan canların hesabı sorulamaz… Dökülen gözyaşları ve arşa yükselen feryad-u figanlar dindirilemez… Kısaca cihad ve şehadet aşkı olmadan, ümmet ümmet olamaz. İnsanlık insanca yaşama imkânına kavuşamaz.

Şu anda işgal edilen vatan topraklarını, pay-ı mal edilen maddi ve manevi değerlerini; canı, kanı ve malıyla savunan yiğit mücahitlere terörist, onların kutlu direnişlerine de terör deniliyor. Hem de küresel terör. Zalim, despot, hunhar, gaddar, kalleş gibi vasıfların tarif etmekte cılız kaldığı emperyalist güçler hem de devlet aygıtlarıyla dillerin ifade edemeyeceği terör eylemlerine imza atıyorlar. Kıtalar ötesinden gelip işgal ediyorlar, yıkıyorlar, yakıyorlar, katliam yapıyorlar… Masum insanların harimi ismetlerini çiğniyorlar… Bunun için; kimyasal silah, seyreltilmiş uranyum denilen nükleer silahlar, fosfor bombaları, salkım bombalarıyla yapılan halı bombardımanları ve daha nice teknolojik silahlarıyla her tür vahşeti sergiliyorlar. Onların yaptıkları tüm bu vahşetler terör değil de, mağdur ve mazlum ümmetin evlatları kendilerini savunmaya kalkıştıklarında adı terör oluyor. Derler ya “ne kalleş dünya, itleri salmışlar taşları bağlamışlar.”

Her yıl terörist! Örgütler listeleri yayınlayan, bağımsız! devletlere “şeytan üçgeni” yaftası vuran ve her türlü hile ve planlarla mazlum halkları köşeye sıkıştıran ABD vs batılılara bakın. Altmış milyon Kızılderili, bir o kadar Afrikalı, doğu Asyalı ve İslam topraklarının mazlum evlatlarının; kanları, canları, gözyaşları, feryatları ve maddi manevi değerlerinin hesabı elbet bir gün sorulur… hiç bitmeyen ve şu an halen İslam coğrafyasında devam eden işgal, sömürü ve katliamların sorumlusu kim???…

Son zamanlarda büyük Ortadoğu projesi (BOP) nin uzantısı olan ılımlı İslam vb projelerle bu ruhu yok etmek istiyorlar. Dikkat ediyor musunuz bu çevreler, mevlit kandilleri, kutlu doğum haftaları vb günler vesilesiyle “güllerin efendisi” nin asla ve Kat’a mü’min kâfir hiç kimseye beddua etmediğini her vesileyle yayıyorlar. Hâlbuki bu, kasıtlı bir çarpıtmadır. Hadis ve siyer kitaplarında, İslam’a ve Müslümanlara kalleşçe bir saldırı olduğunda, Resulullah (sav) ın ne denli hiddetlendiğine dair onlarca delil bulanabilir.

Hendek savaşında Resulullah (sav) ve ashabının (ra) namazlarını kazaya bıraktırdıklarından dolayı, “Onlar nasıl, güneş batıncaya kadar uğraştırıp, bizi namazımızdan alıkoydularsa, Allah da onların evlerine, karınlarına ve kabirlerine ateş doldursun!” diyerek müşriklere beddua etti.

Bi’ri maunede yetmiş küsur seçkin hafız sahabeyi kalleşçe katleden değişik kabileden kâfirlere de beddua etmişti. “Allah’ım!.. Mudar Kabilelerini kahreyle… Allah’ım!.. Onların yıllarını Yusuf Peygamber’in kıtlık yılları gibi çetin yap, başlarına dar getir… Allah’ım!.. Lihyan Oğullarını, Adal, Kare, Zi’b, Rı’l, Zekvan ve Usayya Kabilelerini Sana havale ediyorum. Zîra, onlar, Allah’a ve Resulüne karşı geldiler!” (İbni Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 53.)Peygamberimiz, bu bedduasına bir ay boyunca her vakit namazından sonra devam etti. Sahabeyi Kiram (ra) da “Âmin.” dediler. (Ebû Davûd, Sünen, c. 2, s. 68.) Fahri Kâinat’in bu duası kabul olundu. Kısa bir müddet sonra adı geçen bölgede kıtlık kuraklık başladı, yağışlar kesildi, sular çekildi, her taraf yanıp kavruldu ve komplocu kâfirler helak oldular. Resulullah (sav) ındaha nice beddualarını ve hak edenlere lanet edişlerini, hadis ve siyer kitaplarında bulabilirsiniz. Sübhaneke… Bihamdike… Esteğfiruke…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç