Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Medyabazların Tahrifat Girişimleri

06.02.2016

İnsanlık var olalı hak ve batıl mücadelesi de vardır ve hep var olacaktır. Bu mücadelede İslam’a karşı ordu ve silah gücüyle baş edemeyeceğini bilen küresel zalimler, dine karşı ancak dinle savaşılabileceğini tespit ettiler. İşte “indirilmiş din” iddiası da gerçek dinin, sahte dinle durdurulması projesinin bir parçasıdır. Bu proje uluorta bir proje değildir. Arkasında dünyaya nizamat verme iddiasında olan tüm emperyalist zalim, İslam ve insanlık düşmanı devlet, kurum ve kuruluşlar vardır.

Daha önceleri düşmanlıkları açık olan dış kaynaklı misyonerlik, masonluk, oryantalist vs. loca ve klikler, İslam’la savaşlarında başarı sağlayamayınca, bizim mahalleden, yani ümmetin kendi içinden aynı planın sinsi ve kalleşçe yürütülme operasyonudur. Dolayısıyla yeni çıkan iş bu türkü aslında yeni değil. Daha önce defalarca denenmiş bayat bir pilavın yeniden ısıtılarak yutturulmaya çalışılmasıdır.

Son yıllarda aynı “atalar dini” velvelesiyle ehlisünnete yani İslam’ın sahih görüşüne cephe açmış kimi çevrelere karşı uyanık olalım. Bunlar, selefi salihin’in ümmete bıraktıkları bin dört yüz yıllık islim mirasını “uydurulmuş din” kendi hezeyanlarını da “indirilmiş din” olarak lanse ediyorlar.

Freelyshout

Daha önceki çağlarda aynı böyle hastalıklı kafalar olmuştu. Ama onlar, en azından “hum ricalun ve nahnu rical” demek suretiyle, kendilerini selef âlimleriyle aynı ölçüde görüyorlardı. En azından kendilerini daha üstte görmüyorlardı. Bu günkü şarlatanalar ise daha ileri giderek, kendi hezeyanlarını “indirilmiş din” diye parlatırken, selefi salihin’in içtihatlarını da “uydurulmuş din” olarak karalamaya kalkışıyorlar.

Hâlbuki ilim deryası, takva rehberi, salih amel öğretmeni epeyce bir kısmı da Resulullah(sav) un medhu sena ettiği tabi-in ve tebe-i tabi-in den olan o sultanlara karşı vefa bu mu? Bu gönül sultanlarının yanında onlara dil uzatan zavallıların esamisi okunamaz. Başka bir tabirle, bunlar onların tırnağı olamazlar.

Peki, medyabazların meydanı boş görüp ukalaca saldırdıkları selefi salihin kimdir. İlim ve İslam’ın hizmetine emeği geçmiş, önceki asırlarda yaşamış tüm ulemaya genelde bu ifade kullanılabilmekle beraber, ıstılahta daha özel manayadır.

Hz. Peygamber s.a.v.’in “En hayırlı nesil benim dönemimde yaşayanlardır. Sonra onları izleyenler, sonra onların ardından gelenlerdir.” (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe 216. 2. Buhâri, Fedâilu’l-ashâb 1, Şehâdât 9.) şeklindeki hadisinde “en hayırlı nesiller” oldukları haber verilen ilk üç kuşağa Selef denir. Bu ilk üç kuşak, sırasıyla Sahabe, Tabiun ve Tebe-i Tabiîn’dir . Bunlar imanda, ilimde ve amelde bütün müslümanlar için örnek nesillerdir.

Sahabe kuşağı, Hz. Peygamber s.a.v.’in vefatından sonra İslâm’in biricik temsilcileri olarak yaşamış, gerek Hicaz bölgesinde, gerekse fethedilen yeni bölgelerde İslâm’ı hakkıyla tebliğ etmiş, öğrenciler yetiştirmişlerdir. Kur’an’ı Kerimi, hadişi şerifleri ve İslâmî uygulamaları bütün müslümanlar Sahabe kanalıyla öğrenmiştir. Bu sebeple Sahabe’nin İslâm ilim tarihinde olduğu kadar, iman, amel, edep, zühd, vera, takva ve ahlâkta da müstesna bir mevki-i vardir.

Onlardan sonra gelen kuşağa Tabiun denir. Bu kusak da Sahabe’nin dizinin dibinde yetişmiş, imanı, ilmi ve ameli onlardan almıştır. Bu kuşağa Tabiun (izleyenler, tabi olanlar) denmesinin sebebi, Sahabe’ye uymakta gösterdikleri titizlik, ciddiyet ve özendir.

Sahabe’nin önemi, Kur’an’da hayırla yad edilmiş olmalari, Hz . Peygamber s.a.v.’in yaşantısının ilk ve en önemli temsilcileri olmaları hasebiyle İslâm’ı en doğru şekilde anlayıp yaşamanın kıstası olmaları gibi hususlardan kaynaklanmaktadır. Tabiun’un önemi ise temelde su iki noktaya dayanmaktadir:

Tarih boyunca İslâm toplumlarında ne zaman bir sarsılma, gevşeme ve bozulma görülmüşse, bu üç neslin temsil ettigi İslâm anlayisina dönüs gayretleri sayesinde toparlanma olmuş ve dogru çizgi muhafaza edilmiştir. Bu asrımızda da yine öyle olacaktır. Dışarıdan ve içeriden islamı tahrif edenlerin çabaları boşuna… Bu sebeple “Selef-i Salihîn”, İslâm Ümmeti için vazgeçilmez bir nirengi noktası ve ölçü olmuştur.

Bir de o âlimlerin hangi şartlarda bu ilim mirasını bizlere salimen ulaştırabildiklerini düşünmez miyiz? Bu günün teknoloji harikası dijital cihazlarını tepe tepe kullanan, çoğu kere “kopyala yapıştır” yaparak aslında intihalcilik/ilim hırsızlığı yapan bu günün zavallılarına ne oluyor ki, ilim yolunda onca cefa ve çile çeken ulemaya böylesine vefasızlık ve gadirde bulunuyorlar.

İletişim ve ulaşımın bu güne kıyasla sıfıra yakın olduğu, kâğıt bulsa mürekkep, mürekkep bulsa, divit bulamayan o yiğit insanlara bu saldırılar reva mı? Ekmek bulsa katık, katık bulsa ekmek, ekmek bulsa su bulamayan o vefa ve cefa örneklerine karşı kibirlenmek ne büyük gaflet… On dört asır boyunca çok zor şartlarda İslam ve ilim hizmetini kendilerini adamış olan ümmetin âlimleri: “Nass’a muhalif olursa, bizim görüşümüzü atın duvara çalın” diyorlardı. 
Ekran hocaları ise tam tersine: “ Bizim görüşümüze aykırı olursa Nass’ı atın duvara çalın” diyorlar. Şimdi bunlardan hangisi hakkaniyete uygun? Müçtehit imamlarımızın içtihatları uydurulmuş din, 
Ekranbazların atmasyonları indirilmiş din ÖYLE Mİ? Güldürmeyin kargaları
… Selam… Dua…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç