Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Naylon Müçtehitler

08.02.2016

Son yıllarda içtihat özentisinin depreştiği hepimizin malumu… Biraz argo olacak ama “koyunun olmadığı yerde keçi Abdurrahman Çelebi geçinir” diye bir söz var… Devir “imaj” devri… Cahiliye meydanında sanatçı vs. denilenlerin bir türkü, şarkıyla bir gecede meşhur olması gibi bizim mahallede de çenesi veya kalemi güçlü olanların bir kaç kitap veya makaleyle meşhur oldukları bir zamanda yaşıyoruz…

Bilindiği üzere harf devrimiyle ülkemizde milyonlar bir gecede ümmi olarak sabahladı. İlmi boşluğu önemli ölçüde dolduran âlimler ise ya sürgün, ya tevkif, ya idam veya tehcir edildi. Ondan sonra çok ciddi ilmi boşluk meydana geldi. Derken, ilim dâvet ve tebliğ açısından memleketimiz alabildiğine çoraklaştı. Bu minval üzere doksan küsur yıldır kaç kuşak değişti…

İmam-ı Siyutî’nin “el müfti vel müstefti” eseri vb. eserlerde selef ulemasının bu günkü naylon müçtehitlerine garip gelecek nice davranışları vardır; bir şehirde fetva vermeye ehil 20-30 âlimden çoğunluğu, fetva soranları daha ehliyetli bir kaç kişiye yönlendirmişlerdir. Bu onların ehliyetsiz olmalarından değil elbette. Daha ehliyetli olana saygı, haddini bilme, bilmeyenlere bildirme ve özellikle de fetva vermenin ağır mes’ûliyetinden kaçınmalarındandır.

Freelyshout

Yoksa hemen kolları sıvayıp birazda ben meşhur olayım dürtüsüyle fetvanın üzerine atlamıyorlardı. Nicelerine nice makamlar teklif edilmesine rağmen bundan kaçınmışlardır. Nicelerine zamanlarının sultaları tarafından ceza-i müeyyidelerin uygulandığı, nicelerinin de uzun yıllar zindanlara mahkûm edildikleri malum. Bunun için hayatlarından olanların sayısı da az değil.

Hâlbuki onların ilmi dehalarının yanı sıra, takva, vera ve zühtleri de bu işe kâfiydi. Onların geceleri bizim gündüzlerimizden daha aydınlık idi. Ortam ve şartları buna çok müsait idi… her şeyden önce onlar vahyin hâkimiyeti altında yaşıyorlardı;

Bizim yaşadığımız bu çirkef asır gibi gözleri haramı görmüyor, kulakları haramı işitmiyor, dilleri haram konuşmuyor, burunları haram kokular almıyor, midelerine haram gıda girmiyor, kalpleri bizimki gibi haram düşüncelerle basa basa doldurulmuyordu… Ya biz?

Haramlar önce bar,  pavyon gibi yerlerde başladı, sonra moda vb. rezilliklerle sokaklara taştı, sonra TV kanalizasyonlarıyla evlerimize pompalandı, sonra ceplerimize dolduruldu 3G, 4.5G de cabası… Bir de sosyal medya var ki, hızına yetişene aşk olsun. Şimdi söyler misiniz, her zaman ve zemini bunca haramlarla ilmek ilmek işlenen bizlerin “hum ricalun, nahnu rical” gururuna kapılması caiz mi?

Daha önceki çağlarda aynı böyle hastalıklı kafalar olmuştu. Ama onlar, en azından “hum ricalun ve nahnu rical” demek suretiyle, kendilerini selef âlimleriyle aynı ölçüde görüyorlardı. En azından kendilerini daha üstte görmüyorlardı. Bu günkü şarlatanalar ise daha ileri giderek, kendi hezeyanlarını “indirilmiş din” diye parlatırken, selefi salihin’in içtihatlarını da “uydurulmuş din” olarak karalamaya kalkışıyorlar.

Hâlbuki ilim deryası, takva rehberi, salih amel öğretmeni epeyce bir kısmı da Resulullah(sav) un medhu sena ettiği tabi-in ve tebe-i tabi-in den olan o sultanlara karşı vefa bu mu? Bu gönül sultanlarının yanında onlara dil uzatan zavallıların esamisi okunamaz. Başka bir tabirle, bunlar onların tırnağı olamazlar.

Biraz arapçaya vakıf olan kardeşlerim, Allah (cc) ın seçip vahiy dili kıldığı bu dilin incelik ve esrarını bilirler. Kaldı ki Arapçayı hiç bilmeyen bazı gafillerin; “ben Kur’an ve sünnete uyarım insanlara uymam” hezeyanları ne kadar çirkin… Haydi, uy bakalım nasıl uyacaksın? Bu gurur ve kibirle şeytanın atına bilenler; ümmete bu 1400 yıllık mirası bırakan binlerce müçtehit imamdan daha iyi bildiklerini ima etmektedirler kendilerince. İyi niyetli ama acemi gençleri de bu fikre bulaştıranlar onların vebaline de ortaktırlar.

İçtihat kapısının kapalılığı gibi bir iddiamız yok, mezhep taassubumuz da yok delilini araştırarak, değişik konularda değişik müçtehitlere de uyabiliriz. Ama nefsimizin arzularına uyarak değil delillere uyarak. Bir de aynı konuda telfike düşmeden. Hele içtihat ciddi bir iş olup belli şartları gerektirir. Ayrıca ümmetin kafasını karıştırıp duran bu medya hocalarının gayeleri, üzüm yemek mi, bekçi dövmek midir? Bunlar ümmetin on dört asırlık ilim mirasında ne aramışlar da bulamamışlardır. Şurası net bilinmeli ki yeni bir kıta keşfetmeye gerek yok. Müçtehit imamlar bu konuda gerekli tüm çalışmaları yapmış; doğruyla eğriyi, sahihle sakimi, makbul ile merdudu net bir şekilde ayırt etmişlerdir. Onların kimi tabi-in, kimi etba-i tabi-in, diğerleri de ihsanda onlara tabi olanlar idiler. Geceleri gündüzlerinden daha aydınlık idi. Peki hepimiz gibi bu çirkef asırda yaşamakta olan bu ekran hocalarını ümmetin selefi salihin ulemasına tercih etmeyi gerektirecek ne özellikleri var. El insaf… Selam… Dua…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç