Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Türbelerde Tehlikeli Bidatler

11.09.2014

Resmi imamlık görevime başladığımdan beri, her öğle namazından sonra ayet ve hadislerle kısa nasihatlerde bulunurum. Resulullah (sav) ın emri gereği: “Din nasihattir…” ikindi namazından sonra da fıkıh sohbeti yaparım. Beş dakika kadar kitaptan okuma, bir o kadar da soru cevap… Yine nebevi tespit: “Güzel/isabetli soru, ilmin yarısıdır.”

               Yaşlı kesim genelde teslimiyetçi, hoca söylüyorsa doğrudur yaklaşımı. Tabi hoca da ehliyetini ispat etmişse… Genç kuşak daha çok sorgulayıcı ki, bu daha isabetli bir duruş… Ancak haddi aşmamak şartıyla… Ancak bidat ve hurafeler konusunda uyarma ve eleştiride durum nerdeyse tersine dönüyor. Genç kuşak daha çok teslimiyet gösterirken, yaşlı kesim itiraz ediyor. Bu da ilim çoraklığından bulaşan cehalet sebebiyle, hurafelerin yaşlı kesimin zihinlerinde yer ettiğinin göstergesi…

               Bu arada en çok yerleşen ve en tehlikeli bidat ve hurafeler de türbelerle ilgili olanlar. Aslında türbenin kendisi bidat bir kere… Sünnet olan, mezarın baş ve ayak tarafına birer taş dikmek, geri kalanın da balıksırtı toprak olmasıdır. Eğer mezarın aşınarak belirsiz hale gelmesi ve tepelenmesi gibi bir tehlike varsa, etrafının bir kor taşla, briketle çevrilmesine izin verilmiştir. Kaldı ki bunu yapmamak herhangi bir günah, vebal de getirmez.

Freelyshout

Yani mezarı süslemek, ihtişamlı, desenli, motifli mermerlerle inşa etmek, ölüye bir şey kazandırmaz, hatta ölüye de onu yapan diriye de kaybettirir. Günah ve vebal kazandırır. Mezarlar üzerine türbeler yapmak daha büyük günah… Mezarlara yapılan süsleme ve yapılar, israf derecesine vardığında tartışmasız haramdır. Mezarlar üzerine türbe yapmakta öyle, hatta daha da tehlikelidir. Zira şirk tehlikesi taşıyan türbe ziyaretleri esnasındaki uygulamalar, türbeleşmelerin sonucudur.

Türbelere çaput bağlamalar… O çaputlardan kısmet beklemeler… Türbelerde yatanlardan medet ummalar… Türbe ve yatırlara el yüz sürmeler… Taş toprak veya türbelerin üzerindeki örtülerden teberrük diye parçalar almalar… Hâlbuki o örtüler, yine türbeye gelen birileri tarafından örtülmüştü, bir hafta veya bir ay önce.

Bir de türbelerde kurban kesmeler var ki tam da müşriklerin putları önünde kurban kesmelerine çok benziyor Allah (cc) muhafaza. Müşrikler de dara düştüklerinde putlarına kurbanlar adıyorlardı. Ya da işlerinin rast gitmesi, girişecekleri bir savaşta başarı dilekleri olarak putlarının önünde kurbanlar kesiyorlardı.

Maalesef bir kısmı haram olan, bir kısmı da şirk tehlikesi taşıyan, yani dinden çıkarma tehlikesi bulunan tüm bu cahiliye adetleri, bu gün bolca işlenmektedir. Hatta cahil insanlar arasında, ne kadar daha çok bu bidat ve hurafeleri işlersen, o kadar daha dindar sayılıyorsun. Garip/acı ama gerçek… Cehalet böyle işte insana günahı sevap saydırıyor.

Bidat ve hurafelerin yaygınlığı, bir milletteki cehaletin yaygınlığı oranıncadır. Ya vahyin/ İslam’ın aydınlığı ya da cehaletin karanlığı… İslami eğitim ve vahyin aydınlığından mahrum kalanlar, şöyle veya böyle bidat ve hurafelerin üzerine atlayıveriyor. Bizim için hayati önem arz eden, dünyamızın huzuru, ahiretimizin de saadet kaynağı olan onca ayet ve hadislere çok yakınımızdaki nice insanlar kulak vermezken, uydurmasyon; hikâye, israiliyat ve hurafelereyse gözü kapalı dalıvermektedirler.

               Bir arkadaşım, yolculuk esnasında yol kenarında bir pınar başında mola veriyor. Islak mendilini kurusun diye oradaki bir ağaca sermek istiyor. Ancak hava rüzgârlı olduğundan, mendili bir dala bağlıyor, sonra da mendili unutarak hareket ediyor. İki hafta sonra aynı yerden geçerken yine duruyor ve mendili de aklına geliyor. Mendilini serdiği ağacın yanına varıyor ki bir de ne görsün. Ağacın her tarafına rengârenk çaputlar bağlanmış.

               Peki, bu cehalet bize nereden bulaştı? Bu insanlar yerden bitmedi, gökten de yağmadı. Bu ülkede bir gecede milyonlar ümmi olarak sabahladı. 19 yıl boyunca ezanımız bile yasaklandı. Elifba bulundurmak eroinden, silahtan, bombadan daha tehlikeli görüldü. Asılan, infaz edilen, sürgün ve zindanlarda çürütülen âlimlerin sayısı bilinmiyor. O günlere ait tarihi arşivler hala açılamıyor. Değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek kan donduran kanunlar çıkarıldı.

Yıl 2012 şimdilerde 2023-2053-2071 vizyonunu konuşuyoruz ama ensemizde boza pişiren bu dogmaları hala konuşamıyoruz bile… Hani her tür dogmaya karşıyız diyenler neredeler? Bilimsellik edebiyatı yapan hatta bu palavralar hatırına Darvin teorisi vb. safsataları savunanlar, çağdaş dogmalara neden ses çıkarmaz, hatta sahip çıkarlar? Anlayan beri gelsin…

               Cehalet eken ilim biçemez ki. Cehalet eken, bidat, hurafe, şirk ve her kötülüğün kaynağı olan cehalet biçer. Bu ve diğer tüm kötülüklerden kurtulmak istiyorsak yeniden İslam’a, İslam’ın temeli olan ilim ve bilime daha hızlı dönüş yapmak zorundayız. Şunu da unutmayalım ki cehalet lisans veya lisansüstü diplomalarla gitmez. İslami ilimleri özümseyerek okumak veya ilim ehli olanlardan yeterince dinleyerek öğrenmeye ihtiyaç var… Bunun için de içimizden ehliyetli ve icazetli! âlimler yetiştirmeye ihtiyaç var… Devam edeceğiz inşallah. Selam dua…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç