Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar – muhammedozkilinc.com

Zin Nureyn Osman (r.a.) 17

12.02.2021
Zin Nureyn Osman (r.a.)

Mısırlılarca sevilen bir kimse olan Amr b. el-As’ın Mısır valiliğinden alınması ve yerine, Abdullah b. Sa’d b. Ebi Serh’in tayin edilmesi bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olmuştu. İskenderiye halkı Bizans imparatoru Heraklious’a mektup yazarak kendilerini Müslümanların elinden kurtarmasını istediler. Ayrıca, Müslümanların karşı koyacak kadar askerlerinin olmadığını da bildirdiler. Bunun üzerine Bizans imparatoru, Manuel komutasında kalabalık bir orduyu İskenderiye’ye gönderip burayı işgal etti. Bizanslılardan çekinen Kipti halk, Hz. Osman’dan duruma müdahale etmesini istediğinde o, Amr b. el-As’ı Mısır’a geri gönderdi. Amr, yaptığı savaşta, Manuel’i öldürerek, düşmanı büyük bir yenilgiye uğrattı ve İskenderiye şehrini çevreleyen suru yıktı. (Hicrî 25) (İbn-ul-Esir, a.g.e., III, 81; H. i. Hasan, a.g.e.; I, 264) Aynı yıl içerisinde anlaşmalarını bozan Rey üzerine, Sa’d b. Ebi Vakkas bir sefer düzenlemiş; ayrıca, Deylem üzerine yürümüştür.

Dersler ibretler:

Mülkü idarecilerin, teb’ası tarafından sevilip sayılması ve kabullenilmesi, adalet, eşitlik ve hoşgörüyledir. Bu idarecinin dünya ahiret, izzet ve saadetine vesiledir.

Twitter  

Eğer bir mülki amir, kendini sevdirip kabul ettirememişse, o kişinin o makamda devam etmesi, devlet için ciddi tehlikelere sebep olabilir. Nitekim Mısırda Hz. Osman’ın (ra) hilafeti döneminde bu manada baş gösteren büyük bir tehlikenin, yöre halkı tarafından özümsenmiş olan eski Vali Amr b. el-As’ın Mısır’a geri gönderilmesiyle bertaraf edildiğini görmekteyiz. “Kıyamet günü, insanların Allah’a en sevgilisi ve meclis bakımından en yakını adil imam (devlet reisi), Allah’ın en sevmediği ve meclis bakımından en uzağı zalim imamdır.” buyurur. (Tirmizî, Ahkâm, 4) “Üç sınıf insan vardır ki, duası Allah katında reddolunmaz: Âdil devlet reisi, iftar edinceye kadar oruçlu ve mazlumun duasıdır.” der. (İbn Mâce, Oruç, 48)

Bir ülke için en ciddi tehlikelerden biri de düşmanla ittifak etmeye meyyal, kişi veya gruplardır.

Ümmet olarak son iki asırdır en çok içerdeki hainlerin ihanetlerinden çekmekteyiz. Yaşanan onca acı tecrübelere rağmen de akıllanmıyoruz. İşte altı asır boyunca ümmetin yükünü omuzlayan Osmanlının dağılması, daha çok içimizdeki ihanet şebekeleri olan, mason locaları, Sebataist çeteler ve bunlar gibi hainlerin oluşturdukları “İttihad Terakki” vb. hain örgütlerdir. Cumhuriyet kurulalı beri siyasetin içerisine çöreklenmiş aynı çeteler ve oluşturulan irili ufaklı onlarca terör örgütlerini beslen damar da yine aynı ihanet çeteleridir. “Hırsız içerden olursa, kapı kilit tutmaz.” “Ağacı kesen baltanın sapının ağacın dalından olması” vb. sözler, yaşanan sayısız acı tecrübelerin ifadesidirler.

İslam adaleti o kadar kuşatıcıdır ki, çok kere başka inançtan olan halklar; İslam idaresini, kendi dindaşları olan idarecilere tercih etmişlerdir.

Burada Hristiyan Kıptilerin, yine Hristiyan olan Bizans’a karşı Hz. Osman (ra) dan yardım istediklerini görmekteyiz. Çünkü onlar, Bizans’ın zalim ve despot idaresini yıllarca yaşayarak şahit olmuşlardı. Buna mukabil İslam’ın adaletini de görmüş ve Bizans’a tercih etmişlerdi. Nitekim Fatih’in fetih için İstanbul’u kuşattığı sırada, bazı Bizans ileri gelenleri ve din adamları, Katolik ve Ortodoks kiliselerin birleştirilmesini, teklif etmeleri üzerine; Bizanslı Grandük Notoras, “Başımızda kardinal külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi yeğleriz.” diyerek, itiraz etmişti…

Bir toplum kendi içinde barışık, bir ve beraberse, düşman ne kadar güçlü ve kalabalık olsa da mukavemet edebilir.

Ama tefrika vs. fitnelerle birlik beraberlik ve dayanışma ruhunu kaybederse, az bir düşmana dahi yenik düşebilir. “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Âli İmran 3/105) Bunun en güzel örneği, Bedir ve Huneyn savaşlarıdır. Bedirde birlik içindeki az bir ordu, kalabalık ve kat kat güçlü olan şirk ordusunu yenmiştir. Ama Humeyni’de İslam ordusu düşmandan daha kalabalık olmasına rağmen yenilmiştir. Uhud savaşının iki aşaması da buna açık bir örnektir. Birlik içindeki 700 kişilik İslam ordusu, her açıdan çok daha güçlü olan 3000 kişilik küfür ordusunu darmadağın edip kovalarken, okçuların ihtilaf edip dağılmaları, kazanılmış bir zaferi, hezimete çevirmiştir. Şairin dediği gibi: “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler, onu top söndüremez.

Muhammed Özkılınç

YouTube  
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Özkılınç ©