Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Zina, Fuhuş Ahlaki dejenerasyon

01.12.2018

Allah (cc) yarattığı her mahlûkat için, onun fıtratına en uygun bir sistemi de beraberinde halk etmiştir. Zerreden küreye her şey için mükemmel bir sistem koyan Allah (cc) elbette eşrefi mahlûkat olan insanı başıboş bırakmamıştır. “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.” 

İnsan eşrefi mahlûkat olduğundan, insan için en mükemmel şeriatı, en üstün ahlak ilkelerini de yine Allah (cc) koymuştur. “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” 

İşte eşrefi mahlûkat olan insanın, bu şeref ve üstünlüğünü muhafaza etmesi, onun insani vasıflarını, erdem ve ahlaki değerlerini korumasıyla mümkündür. İnsan ne zaman ki bu ilkeleri yok sayar, ahlaki değerlerin tersine hareket ederse, o zaman aşağıların en aşağısına kadar yuvarlanır. “İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.” 

Freelyshout

İnsanı insan yapan, bu insani ve İslami değerlerdir. Aksi halde insan, hayvanlardan daha aşağı derekelere yuvarlanır. “Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalbleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.” 

Canlılar genel olarak üç kısma ayrılır. Melek, insan ve hayvan. Meleklerde akıl var, nefis yoktur. Hayvanda ise tam tersine, nefis var, akıl yoktur. Ama insanda bu özelliklerin her ikisi de vardır. İşte insan; nefsine rağmen meleklik vasfı olan aklını galip getirebilirse, meleklerden daha üst seviye çıkabilir. Ancak tam aksine, aklına rağmen hayvanlık vasfı olan nefsini galip kılarsa, o zaman hayvanlardan daha aşağı derekelere yuvarlanır.

Şu halde aklıselim insan, ama özellikle Müslüman, aşağıların aşağısına düşürecek davranışlardan sakınmak… A’lây-ı illiyine çıkaracak erdem ve faziletleri kuşanmak zorundadır. Müslümana yakışan, budur. Ahlaki yozlaşmanın her türlüsü, dünyada zillet ve rezalet, ukbada azap ve felakettir.

Ahlakı Yozlaştırma Soğuk Savaş Taktiğidir

Ahlaki yozlaşma, bireysel bir cürümden ibaret değildir. İşin toplumsal, hatta ümmeti, hatta tüm insanlığı da ilgilendiren yanı inkâr edilemez. Şu an insanlık rotasını şaşırmış serseri mayınlara dönüşmüşse, bunda en büyük pay ahlaki yozlaşmanındır. İşin daha da tehlikeli yanı, ahlaki yozlaşma, zina, fuhuş ve buna götüren tüm uygulamaların; düşman tarafından, sinsi ve pervasızca kullanılan silahlara dönüşmesidir.

Ümmeti yıkmanın mümkün olmadığını düşman pekâlâ bilmektedir. Ama en azından yapabildiği kadar zayıflatıp duraklatmanın iki yolu vardır. Biri sıcak savaş, diğeri de soğuk savaş. Sıcak savaş, düşman için çok masraflı ve zor. Hatta imkânsız gibi. Çünkü düşman, bunu başaracak insan gücüne sahip değil. Var olan insanı da moral ve inancını yitirmiş durumdadır. Dolayısıyla düşman her zamanki gibi sinsi ve kalleş olan soğuk savaşa yoğunlaşmaktadır.

Bu kısa ömrümüzde saldırı ve hücumların; sıcağını da soğuğunu da mükerreren ve ayan beyan gördük. Zaten yakın ve uzak tarihimiz de bu gibi tecrübelerle doludur. Demek ki geçen asırlar da hak-batıl mücadelesinin amansız hücumlarıyla geçmiş ve her defasında batıl cephe, sonunda hüsrana uğramıştır. Tabi son bir, bir buçuk asırdır ümmet çobansız kaldığından dolayı, aldığı darbeler çok daha etkili oluyor. Dolayısıyla batılın hüsranı, asrımızda gecikiyor. Batıl cephe de aslında tüm ahlaksızlık saldırılarıyla sadece zaman kazanmaya çalışıyor. Ancak eninde sonunda kaybetmeye mahkûmdur. “De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.” 

Son yıllarda kitle iletişim araçları ve teknolojinin geldiği nokta, soğuk savaşın etki ve tehlikesini binler kat katlamıştır. Dolayısıyla düşman artık maşa varken elini hiç tehlikeye uzatmamayı tercih etmektedir. Parmaklarıyla bir tuşa dokunmakla, dünyanın her yanına binerce TV kanalı ve milyonlarca internet siteleriyle, yüzlerce dilde, bomba ve füzelerden çok daha yıkıcı olan ahlaksızlıkları boca etmektedir.

               Düşmanın bombardımanları her yerde… Evde, okulda, çarşıda, sokakta, metroda otobüste, elimizde, cebimizde… Kısacası düşman, soğuk savaş silahlarıyla hayatımızın her zaman ve zeminini kuşatmış durumdadır. Genci yaşlısı, kadını erkeği, çoluğu çocuğu, üniversitelisi orta öğretimlisi, şehirdeki beyefendi ve hanfendiden, dağdaki çobana kadar her kesim insan, fert fert soğuk savaş bombardımanına maruzdur artık. Bu bombardıman kimse vareste değil.

               Ne kıtalar arası füzeler, ne atom, ne hidrojen, ne kimyasal ne biyolojik silahlar… Kısacası soğuk savaş vasıtalarından daha etkin bir silah yok. En azından şu an… Diğer silahların hepsi, emek ve sermaye gerektirir. Soğuk savaş kısmen sermaye gerektirse de harcadığınızın binler katını kazandırır. Soğuk savaş ve sıcak savaş arasındaki farkların özetini, konuyla ilgili değişik makale, konferans vb. çalışmalarımızdan görebilirsiniz.

Ahlaki Yozlaşmanın Zirvesi Zinadır

Zinaya sebep olacak tüm söz, davranış ve görüntülerden uzak durmamız gerektiği, Kur’an ve Sünnette mükerreren vurgulanmaktadır. Ama vahyi ilahi bir şeye daha dikkatimizi çekmektedir. O da şu ki, zinaya bulaşan insanlara, zamanla doğal yollardan zevklenme yetmeyecek, artık anormal yollarla tatmin olamaya yöneleceklerdir.

Nitekim LBGT vb. sapıklıklar; ümmeti Muhammed ve Tüm insanlığın, bu konuda ne kadar büyük bir ahlaki çöküntüyle karşı karşıya olduğunun delilidir. Kısacası düşman her koldan saldırılarını devam ettiriyor. Ancak ahlak, maneviyat ve mukaddesata yönelik saldırılar, en tehlikeli olanıdır. Çünkü sıcak savaşlarla yıkılan binalar, harap edilen şehir, hatta ülkeler, yeniden inşa edilir. Ama yıkılan ahlakı, edebi, hayâyı, ar ve namusu yeniden ihya etmek imkânsız denecek kadar zordur.

Sesimiz sayın yetkililere ne kadar ulaşır bilmem. Ama evliliğin yolları tıkanıp zorlaştırıldıkça, buna mukabil zinaya giden yollarsa otoban misali genişletildikçe, manevi yıkım artarak devam edecektir. Dolayısıyla daha da geç olmadan şu İstanbul sözleşmesi vb. tüm uygulamaları acilen ortadan kaldırmak için gerekli adımlar atılmalıdır. Aksi halde…

lut kavmi….S

Ahlaki yozlaşma da batı kültürüne müptela olan coğrafyaların, ne denli zıvanadan çıktığı malum. Dünyanın tüm aklıselim insanları, bu karanlık gidişatı, ibret ve endişeyle izlemektedir.

Allah (cc) zinanın haramlığını vazederken, diğer yasaklardan daha farklı ve derin bir ifade kullanır. “Sakın zinaya yaklaşmayın; doğrusu bu çirkindir, kötü bir yoldur.”   Zina etmeyin değil. “Zinaya yakın dahi olmayın” sonrasında da ayrıca onun kadar çirkin ve kötü bir yol olduğunu da ayrıca vurguluyor.

Buna binaen Allah (cc) sadece fiili zinayı değil, zinaya sebep olabilecek tüm amellere karşı da dikkatli ve hassas olmamızın gereğini vurgulamaktadır. Resulullah (sas) hadisi şeriflerinde bunu çok daha tafsilatlı bir şekilde açıklamakta ve zinaya götürecek tüm vesileleri, hükmen zina saymaktadır.

Kur’an ve Sünnetten konuya bir bakış

Ayeti kerimeler, zina cürmünün tehlikesine binaen çok yönlü uyarılar yapar. “(Ey Resulüm), mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar! Bu, onlar için en uygun olan davranıştır. Allah yaptıkları her şeyden hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar! Yine söyle ki mecburen görünen kısımları müstesna olmak üzere ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerini kapatacak şekilde örtsünler.” (Nur, 24/30-31)

Burada hem erkek, hem de kadınların gözlerini haramdan sakınmaları ve ırzlarını yani; ar namus, iffet, edep ve hayâlarını korumaları ihtar edilmektedir. Çünkü harama bakma, haramı düşünme, şehveti konuşma ve dinleme, ahlaksızlığın zirvesi olan zinanın mukaddimeleri konumundadır. Dolayısıyla zinadan emin olmak için oraya çıkan tüm yolların öncelikle kesilmesi gerekmektedir.

Nur suresi 31. Ayetin son kısmında, kadınların; ses çıkararak, dikkat çekecek şekilde ayaklarını yere vurarak yürümeleri dahi uygun görüşmemiştir. “Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar. (Dikkatleri üzerlerine çekecek tarzda yürümesinler)”

Resulullah (sas) ın konuyla ilgili birçok hadisi şerifleri vardır. Biz burada sadece örnek olarak bazılarını zikredelim. Ebû Hüreyre (ra) den rivayet edildiğine göre, Resulullah (sas) şöyle buyurdu:

“Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir.

             Gözlerin zinası bakmak,

             Kulakların zinası dinlemek,

             Dilin zinası konuşmak,

             Elin zinası tutmak,

             Ayakların zinası yürümektir.

             Kalbe gelince o, arzu eder, ister.

             Üreme organı ise, bunu ya gerçekleştirir, ya da boşa çıkarır.”   Bu vb. hadisi şeriflerden net olarak anlaşılmaktadır ki, herhangi bir organımızla şehvete bulaşmak, o organla zina yapmak hükmündedir.

“Erkek, erkeğin avret yerine, kadın da kadının avret yerine bakamaz. Bir erkek başka bir erkekle; bir kadın da başka bir kadınla bir örtü altında yatamaz.”   İnsanın kendi hemcinsinin avret mahalline bakması haram olunca, karşı cinsin avret mahalli hayda hayda haram olur. Bakışmanın hükmü, fıkıh kitaplarında tafsilatıyla yazılıdır. Bizim konumuz daha farklı. Dolayısıyla işin fıkhi boyutuna ayrıca bakılmalıdır.

“Hiçbiriniz, yanında mahremi bulunmadan bir kadınla baş başa kalmasın.” 

“Allah Teâlâ kıyamet gününde üç kişiyle konuşmaz, onları temize çıkarmaz, suratlarına bile bakmaz; üstelik onlar korkunç bir azâba uğrarlar. Bunlar; zina eden ihtiyar, yalan söyleyen hükümdar, kibirlenen fakirdir.” 

“Harama bakış, iblisin zehirli oklarından bir oktur. Her kim Allah korkusu sebebiyle harama bakmayı terk ederse Allah ona, kalbinde lezzetini hissedeceği bir iman bahşeder.” 

ZİNA GÜNAHININ BÜYÜKLÜĞÜ GİBİ CEZASI DA BÜYÜKTÜR

Çağdaş cahiliye ve batı kültürüne müptela olanların çağdaşlık ve özgürlük olarak algılayıp anlattıkları zina, çok büyük bir haramdır. Bu büyüklüğüne binaen cezası da aynı oranda büyük olduğu gibi tespit edilmesinin şartları da bir o kadar zordur. “Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.” 

Tabi buradaki ceza, zina edenler, eğer bekâr iseler, cezaları (celd) yüz değnek vurulmasıdır. Ama eğer taraflardan biri veya her ikisi evli oldukları halde bu cürmü işlemişlerse, o zaman cezaları, (recm) taşlanarak öldürülmektir.

Ancak bu denli ağır olan zinanın ispatı, neredeyse imkânsız gibidir. Dolayısıyla bu suçun ağırlığı daha çok caydırıcılık ve günahın büyüklüğünü yüreklere kazımak içindir. Nitekim İslam tarihinde bu suçtan dolayı ceza almış iki kişiden biri erkek diğer kadın sahabedir. Onlar da suçlarını bizzat itiraf etmişlerdir. Zaten böyle bir cesaret, takva ve teberri anlayışı sahabe veya sahabe gibi olanlardan beklenir.

Taşlanarak öldürüleceğini bile bile, gelip suçunu itiraf etmek ve Resulullah (sas) ın tüm kapatmak istemesine karşılık itirafta o denli ısrar etmek kolay değil. Bakınız kıssanın özetinden sahabenin günahkâr bir yüzle Allah (cc) ın huzuruna çıkmaktan ne denli korktukları ne kadar da net anlaşılmaktadır. İşte bu, sahabeyi sahabe yapan ve onların her birini yıldızlaştıran teslimiyet ve samimiyettir.

Mâiz b. Mâlik, (ra) Resulullah (sas) a gelerek “Beni temizle” dedi. Hz. peygamber (sav) “Yazık sana, çık git, Allah’a tövbe ve istiğfar et” buyurdu. Mâiz, pek uzaklaşmadan geri döndü ve “Ey Allah’ın Resulu! Beni temizle” dedi. Hz. Peygamber (sas) aynı sözlerle üç defa daha geri gönderdi. Dördüncü ikrarında “Seni hangi konuda temizleyeyim?” diye sordu. Mâiz (ra): “Zinadan” dedi. Hz. Peygamber (sav) “Bunda akıl hastalığı var mıdır?” diye sordu, hakkında araştırma yaptırdı. Böyle bir rahatsızlığı olmadığını söylediler. “Şarap içmiş olabilir mi?” diye sordu. Bir adam kalkıp içki kontrolü yaptı; onda şarap kokusu tespit edemedi. Hz. Peygamber (sav) tekrar “Sen zina ettin mi?” diye sordu. Mâiz “Evet” cevabını verdi. Artık emir buyurdular ve Mâiz recmedildi.

Recm’den sonra onun hakkında sahabeler iki kısma ayrıldılar. Bir bölümü Mâiz’in helâk olduğunu, başka bir grup ise onun en faziletli tövbeyi yaptığını söylediler. Bu farklı yaklaşım üç gün sürdü. Daha sonra yanlarına gelen Resulullah (sav) “Mâiz b. Mâlik için dua edin” buyurdu. “Allah Mâiz’e mağfiret eylesin” dediler. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Mâiz öyle bir tövbe etti ki, bu tövbe bir ümmet arasında paylaştırılırsa onlara yeterdi.” (Müslim, Hudûd, 22; eş-Şevkânî, Neylül-Evtâr, VII, 95,109; ez-Zeylaî, Nasbu’r-Râye, III, 314 vd.).

Sahih-i Müslim’de şöyle anlatılır: Gâmidli kadın gelerek: “Ya Rasûlal¬lah! Ben zina ettim. Beni temizle!” demiş, Hz. Peygamber (sav) de onu geri çevirmişti. Ertesi gün olunca kadın: “Ya Rasûlallah! Beni niye geri çeviri¬yorsun? Belki beni, Mâiz’i çevirdiğin gibi geri çevireceksin. Allah’a yemin ederim ki, ben gerçekten hamileyim.” dedi. Efendimiz: “Olmazsa haydi doğuruncaya kadar git (buradan)!” buyurdu. Kadın doğurduğunda çocuğu bir bez parçası içinde Hz. Peygamber’e (s.a.) getirdi ve: “İşte! Onu doğurdum.” de¬di. Hz. Peygamber (sav): “Git, bu çocuğu sütten kesilinceye kadar emzir!” buyurdu. Kadın onu memeden ayırdıktan sonra çocuğun elinde bir ekmek parçası olduğu halde Hz. Peygamber’e (sav) getirdi ve: “İşte ya Rasûlallah! Onu sütten kestim, yemek yemeğe de başladı.” dedi. Bunun üzerine Hz. Pey¬gamber (sav) çocuğu Müslümanlardan birine verdi, sonra emretti. Kadın, göğ¬süne kadar kazılan bir çukura gömüldü ve recmettiler.

İmanın Lezzetine Varmadan Bazı Gerçekler Anlaşılamaz

Bilindiği üzere özellikle asrımızda kimi yerli oryantalistler ve onların etkisinde kalanlar, İslam’ın birçok değerleri konusunda zihin bulandırmaya çalışmaktadırlar. Bunlarda biri de zina suçuna uygulanan recm cezasıdır. Hâlbuki zina suçunun itiraf olmaksızın doğal bir şekilde tespitinin neredeyse imkânsız olduğu açıktır. Şu halde, önemli olan bu suçun cezasının uygulanmasından ziyade, caydırıcılık için mevut olmasıdır. İslam’ın ceza hukuku adil bir şekilde uygulandığı takdirde, asayiş berkemal olacaktır.

Tabi bunu çivisi çıkmış dünyamız şartlarında değil, vahyin hüküm ferma olduğu İslam toplumunda düşünelim. İslam toplumunda, anaokulundan üniversiteye varıncaya kadar, tüm eğitim sistemi; iyiye, doğruya, hayra yönlendirme, şer, kötülük ve yanlıştan sakındırma üzerine programlıdır. Medyası, sosyal medyası, televizyon, radyo ve tüm sanatı yine bu minval üzere programlanmıştır. Cadde sokak ve hiçbir açık alanında edebe, ahlaka ve İslam şeriatına aykırı bir görüntü yoktur. Gençliği günaha çağıran; çıplaklık, film, dizi film, sosyal medya vs. yoktur.

Ayrıca İslam toplumunda büluğ çağına ermiş kız ve erkekler, geciktirmeden en kısa ve rahat yoldan birbirleriyle evlenirler. Böylece fıtri ihtiyaç olan şehevi teskini helalinden ve dilediği şekilde yaşarlar. Büyükler, anne babalar bu gerçeğin farkında olup çocuklarına nezih, sade ve helalinden bir yuva kurmak için birbirleriyle yardımlaşma içinde olurlar.

Böylece insanın harama meyletmesine gerektirecek hiçbir bahanesi kalmamıştır. Yani İslam toplumunda bir insan ahlaksızlığa, zinaya meylediyorsa, onun fıtratında bozukluk vardır. Ve dolayısıyla ağır bir ceza hak etmektedir. Ta ki, bozuk karakterli bu insan, toplum ahlakını ifsad etmesin.

Böyle bir toplumda, insanlar eğlence ve şer değil, erdem, ahlak ve hayır yarışında olurlar. Takdir edersiniz ki, bu fazilet ve erdemlerin en dolu dolu yaşandığı dönem, asrısaadettir. İşte saadet asrının, bahtiyar nesli olan sahabe, ebedi olan mahşere, yüzü kara gitmemek için ölüm pahasına gereğinde suçlarını itiraf etmişlerdir.

Tabiinden olan hasanı Basri’nin, sahabe hakkındaki ifadelerini hatırlayalım: “Siz sahabeleri görseydiniz, “bunlar delidir” derdiniz. Onlar da sizi görselerdi, “bunlar Müslüman değil” derlerdi.” Düşünelim ki sahabenin bir sonraki kuşağı, kendinden sonraki kuşağa böyle diyorsa, acaba bizi görse ne derdi?

Dolayısıyla bu çirkef aşırının insanının, sahabenin öldürüleceğini bile bile gelip zina suçunu itiraf etmelerini anlamaları mümkün değildir. Özellikle batı kültürünün iffet ve hayâyı yok eden kültüründen etkilenmiş kalabalıklar…

Nitekim Resulullah (sas) zina suçunu itiraf edip recmedilen kadın sahabenin cenaze namazını bizzat kıldırmıştır. Bunu garipseyen sahabeye de şu cevabı vermişti: “O öyle bir tövbe etti ki, medine halkına taksim edilse, hepsine kâfi gelirdi.” Benzeri hatta daha kapsayıcı bir ifadeyi, Maiz (ra) için de söylemişti.

Zina Suçunun İspatı Çok Zor… Neden?

Diğer suç, cürüm ve davalarda iki erkek şahit veya bir erkek, iki bayan şahit yeterli görülürken, zina suçunda 4 adil erkek şahit şart koşulmaktadır. Şahitler, çıplak gözle ve net olarak zina fiilini görmüş olacaklar. Gizli kamera, ses kaydı vb. cihazlarla yapılan tespitler geçersiz. Detaylarda küçük farklar olsa da, genel olarak müctehid ulemanın konuyla ilgili görüşleri özetle şöyledir.

Şahitlerin ifadeleri de çok keskin ve net olacak. Her biri ayrı ayrı ve çelişkili olmayacak şekilde şahitlik edecekler. Ve aynen şu ifadeyi kullanacaklar: “Ben sürme milinin, sürme kesesine girişi gibi, falanın erkeklik organının, falanın dişilik organına girdiğini gördüm.” Şimdi dört şahidin dördünün birden bu netlikte görmesi, doğal bir toplumda ve doğal bir ortamda mümkün değildir.

“Eve girip çıktığını gördüm” “Aynı mekânda ve şu kadar samanda yalnız kaldılar” “ Birbirlerine sarılı vaziyette gördüm” vb. ifadeler kâfi değildir. Görme net olmadıkça, şahitlik geçerli değildir. Şahitlik geçerli olmayınca bu defa şahitlik edenler, adaletin elinden yakalarını kurtaramazlar. Çünkü iş orada bitmiyor. Dahası da var…

3 şahit net ve çıplak gözle zina suçuna şahit olsalar bile, 4. Bir şahit yoksa önceki 3 şahidin, bu işi gündeme getirmeleri veya dedikodusunu yapmaları yasaktır. 4. Şahit yokken diğer 3 şahidin bunu dillendirmeleri durumunda, müfteri durumuna düşerler. Dolayısıyla her üçüne de kazf/iftira cezası olarak 80 er değnek vurulur. “Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar.” 

Bununla da kalmaz, o kimseler artık adil olma sıfatlarını kaybetmiş olurlar. Ekseri âlimlere göre, artık ölünceye kadar bu kara lekeyi üzerlerinde taşırlar ve artık şahitlikleri kabul edilmez. Bazı âlimlere göreyse, tövbe edip kendilerini düzeltirlerse, belli konularda şahitlikleri kabul edilir.

Aslında İslam ceza hukuku insanları cezalandırmayı değil, şer, kötülük ve cürümlerden kurtarmayı hedefler. İslam’da cezalar, ilk bakışta çok ağır gibi görülebilir. Ama aslında bu cezaların, toplum maslahatını gözettiği açıktır. Özellikle recm cezasının tespiti, doğal hallerde imkansız gibidir. Ancak cürmü işleyenin itirafıyla tespit edilebilir. Dolayısıyla hedef, cezalandırıp acı vermek değil, caydırıp acıdan, vicdan ve cehennem azabından kurtarmaktır.

Batı kültürüne müptela olanalar, yavuz hırsız misali ahlaksızlıklarıyla ahlakı bastırdılar. Öyle ki, batıda ahlaktan, ardan namustan bahsetmek ayıp sayılır oldu. Erdem ve ahlak gericilik ve çağdığı sayılırken, akıldışı ve sadistçe ahlaksızlığın en ileri derecesi çağdaşlık, ilericilik ve özgürlük sayılır oldu.

Batıda Para İlah Şehvet Put Seks İbadet 

Öncelikle böyle bir başlıktan dolayı özür diliyorum. Elhamdülillah ki, bizim mahallede ciddi ahlaki yozlaşmalar olmakla birlikte, hala fazilet ve erdemin bir değeri var. Fazilet ve erdemin olmadığı yerlerde yaşamak hiç de kolay değil. Nasıl ki her canlı, yaratanın kendisi için koyduğu sınırlar içinde ve takdir ettiği ölçülerle yaşar. Eşrefi mahlûkat olan insan da böyledir.

İnsan denen varlık, ar, namus, edep, hayâ, eşini kıskanma ve utanma duygusu gibi manevi duygularla doğar ve bu duygularla yaşar. Zaten insanı diğer canlılardan ayıran özellik de bu değil mi? Ama fıtrat bozulup ölçü ve değerler alt üst olunca, insan vahşileşiyor. İnsanlığın alayi illiyin derecesinden, “esfeli sâfilin” derekesine yuvarlanıyor. Hoş, bu duyguları yok olmuş insanlar, hala insan kategorisinde sayılır mı? Tartışılır.

Nitekim Kur’an’ı Kerim bu konuyu sarahaten ifade etmektedir. ”Cehennem için de insanlardan ve cinlerden pek çok kimse yarattık ki onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar, gözleri vardır onlarla görmezler ve kulakları vardır onlarla duymazlar. Bunlar hayvanlar gibi hatta daha aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerdir.” 

               Bizim ayıp günah saydığımız, nice söz ve davranışalar, batıda gayet sıradan olmuş. Çünkü burada insanlar, bu gibi insanı duyguları kaybedeli çok olmuş. Sadece kaybetmemiş onunda çok daha eksi yönünde epey mesafe almışlar. İnsani değerler; çağdığı ve gericilik olarak görülüyor. Dolayısıyla ayıp günah görmeyi, ayıp sayıyorlar. Gericilik ve tutuculuk olarak görüyorlar.

               16 yaşında gayrı meşru ilişkileri sıradan gören, 18 yaşından sonra, hiçbir sınırı olmayan bir gençlik düşünün. Okuma, çalışma, bir aile içinde yaşama, akşam evine gelmek gibi hiçbir bağı olmayan bir nesil. Tamamen kendi isteğine göre yaşama serbestisi olan bir nesil. Kendisi istemediği takdir de hiçbir şeye zorlanamayan hiçbir gücün zapt edemediği bir gençlik düşünün. Kaldı ki çokları, daha 16 yaşını doldurmadan yuvadan firar ediyorlar. Yuvaya yuva denir mi? O da ayrı bir mevzu. Çünkü batı kültüründe evlat ve ebeveyn hukuku, zevc ve zevce sadakatinden bahsetmek imkânsız gibi…

               Saygı sevgi, büyük küçük, anne baba, şefkat merhamet, yardımlaşma dayanışma, düşenin elinden tutma falan… Bunlar çoktan modası geçmiş şeyler. Kapitalizmin, “Her şey benimdir. Altta kalanın canı çıksın” felsefesiyle büyüyen, sonra zaman içinde buna, “ibahiye” (sınırsız ahlaksızlık) anlayışını ekleyen batı kültürü çökmüştür. Bu gün batı toplumu, müzmin ve iflahı mümkün olmayan bir hastadır.

               Batılılar, bir zamanlar Osmanlıya “hasta adam” yaftası takmışlardı ya… İşte tam o yafta Fransız devrimiyle batının boynuna geçiverdi. Tabi daha öncesi de pek iç açıcı değil. İnanç açısından iflastı. Ama en azından bir takım insani değerleri hala taşıyorlardı. İslam öncesindeki cahiliye misali… Ama bugün batı için “hasta adam” yaftası dahi çok küçük kalır. Batı, resmen komadadır.

               Peki, tüm bunları karanlığa küfretmek için mi yazıyoruz. Elbette değil. Öncelikle başta İslam ümmeti olmak üzere tüm insanlığı, batı bataklığından sakınmaya davet etmek, uyarmak… Özellikle kendi insanımızı bu bataklıktan uzak tutmak suretiyle kurtarmaya çalışmak… Bunun için ne yapılabilir? Bu konuda dilimizin döndüğü, kalemimizin yazdığı kadarıyla uyarılarımızı devam ettirmeliyiz.

Kimi insanlar bir asırdır bu minval üzere devam eden batıya şimdiye kadar bir şey olmadı, bundan sonra da bir şey olmaz diyebilirler. Ama yanılıyorlar. Buradan bakıldığı zaman, batının iflasın eşiğinde olduğu daha net görülmektedir. Şimdilik tüm olumsuzlukları hasıraltı, Sümen altı ederek zaman kazanıyorlar. Ama bu zaman gittikçe daralıyor ve sonunda bitecektir.

               Dolayısıyla biz de yakınken şu Avrupalılaşma hülyasından vaz geçelim. Batasıca batının ahı gitmiş vahı kalmıştır. Kendisine hayrı olmayan batının bize ne hayrı olabilir ki. Devletlerarası ilişkiler, siyasi, ekonomik vb. irtibatlar kendi seyrinde ve dikkatlice devam etmeli elbette. Ama sosyal, kültürel ve manevi olarak, şeytandan kaçar gibi batıdan sakınmak gerekmektedir. Devletler, halklar ve ümmet olarak bunun farkında olmalı ve farkındalık oluşturmalıyız. Uyanmalı ve uyarmalıyız.

Ahlak İzzet Ve Saadet Ahlaksızlık İse Zillet Ve Felakettir

Ahlaksızlık altın çağını yaşamasına rağmen, fıtratı bozulmamış her insan için bu, tartışma götürmez bir hakikattir. Evet, şu anda rotasını şaşırmış insanlar, ahlaksızlıkta sınır tanımıyor olabilirler. Onların sesleri gür çıkıyor. Tüm kapılar, yollar ve ekranlar onlara sonuna kadar açık olabilir. Ancak tüm bunlara rağmen, ahlaksız cephe galip değil ve olamayacaktır.

Aslında batıl cephenin elindeki imkânlar göz önünde bulunduğunda galibiyet bir yana şimdiden mağlup olduklarını söyleyebiliriz. Bir zamanlar sinema, tiyatro, moda, müzik, yazılı bazın gibi küçümsenmeyecek imkânları kullandılar ahlaksızlığı yaymakta. Ancak şu asrımızda imkânlar milyon kat artmış durumdadır. Bilgisayar denen cihaz, internet dünyası, mobil telefonlara, kollardaki saatlere ve hatta göze takılan gözlüklere kadar yerleştirilen ekranlar… Bu ekranlara 7/24 veriler gönderen sayısız yayın merkezleri, milyonlarca tv, radyo kanalı, siteler vs.

Şöyle denilebilir. Aynı imkânları hak cephe de ahlaksızlığa karı güzel ahlakı yaymada kullanamaz mı? Evet, haklı bir soru. Ancak şurasını unutmayalım ki, batıl cephe bu konuda açık ara öndedir ve önde olmaya da devam edecektir. Çünkü batıl cepheyi bağlayan hiçbir kaide kural yok. Ama hak cepheyi kuşatan ilahi murakabe ve etik kuralları var.

Batıl cephenin kaybedeceği bir şey kalmamıştır. Yani fazilet, erdem ve insani duygular adına her şeyi kaybetmiştir. Dolayısıyla kaybedeceği bir şeyi kalmamış olan ile kaybedeceği çok şey olan cephelerin kıyası mümkün değildir.

Batıl cephenin ahlaksızlık, zina ve fuhşu yaymak, ahlak ve etiği yok etmek adına yaptığı devasa yatırım, plan ve projeler göz önünde bulundurulduğunda, aslında bu gün hak ve ahlak adına hiçbir şeyin kalmamış olması gerekirdi. Ama öyle olmuyor elhamdülillah. Her şeye rağmen, hak cephe dimdik ayaktadır ve ayakta kalmaya devam edecektir. Sonunda da zafer tamamen hakkın olacaktır.

DÜNYADA HARAMLA ZEVKLENENLER UKBADA PERİŞAN OLURLAR

Dünyada bu kadar zararı olan zina, âhirette de kişiyi rezil-rüsvay eder ve acı bir azaba mâruz bırakır.

– İnsanları cennete en fazla götürecek şey nedir? Diye soruldu.

Resulullah (sav):

– “Takva (Allah’a derin saygı) ve güzel ahlâktır” buyurdu.

– İnsanları cehenneme en fazla götürecek şey nedir? diye sorulunca da:

– “Ağız (dil) ve cinsel organdır” buyurdu. 

 “Bu gece rüyâmda iki kişi (Cebrâîl ile Mîkâîl) gelerek beni kaldırdılar ve «Haydi gidiyoruz» dediler. Ben de onlarla beraber gittim… Fırın gibi bir yapıya vardık. Orada ne söylenildiği anlaşılamayan çığlıklar, feryatlar birbirine karışıyordu. İçerde bir sürü çıplak erkek ve kadın bulunduğunu anladık. Altlarından alevler yükseldikçe, çığlık atıyor, feryâd u figân ediyorlardı. Meleklere bunların kim olduğunu sordum:

–Zina eden erkek ve kadınlar» dediler.” 

Allah (cc) şöyle buyurur:

“Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” 

 “Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.” 

“Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.” 

             Nûr Sûresi 8

“Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi, beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi * üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır.”

“Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Yapmış olduklarına, dilleri, elleri ve ayaklarının, aleyhlerinde şahitlik edeceği gün onlar için çok büyük bir azap vardır.” 

“Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. Bu sonuncular, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.” 

“Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı(nın cezasını) bulur” 

ZİNANIN ZARARLARI

•             Her şeyden önce, yoktan var edip yaşatan Allah (cc) a isyan olup büyük bir günahtır.

•             Resulullah (sas) ın sünnetini çiğneyip helal yerine haram tevessül etmektir.

•             Hayâ perdesinin yırtılması ve nice sosyal felaketlere sebep olan ahlaki dejenerasyondur.

•             Toplumda zührevi hastalıkların yayılmasına sebep ve bizzat bu hastalıklara hedef olmaktır.

•             Günahlara bağışıklıktır. Yani imanın körelip günahlara karşı yüreğinde bir sızı hissedemez hale getirmesidir. Bu durum her günah için de geçerlidir. Ama zina için çok daha fazla… Abdullah ibn-i Mes’ûd -radıyallâhu anh- şöyle demiştir: “Mü’min, günahını, altında oturduğu ve sanki üzerine her ân düşme tehlikesi olan bir dağ gibi görür. Bu koca dağ üzerime düşer mi, diye korkar durur. Fâcir ise, günahını burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür.” 

•             Neslin bozulup ne idüğü belirsiz bir toplum oluşumuna zemin hazırlaması.

•             Ahirette zillet ve perişanlık. Belki ebedi ve bilemeyeceğimiz kadar uzun süre azaba sebeptir.

•             Ailelerin dağılması, aileler ve dolayısıyla toplum arasında kin düşmanlık ve nefretleri körüklemeye sebeptir.

•             Dağılan ailelerden nesillerin savrulması, aile disiplininden, anne şefkati ve baba merhametinden mahrum büyümesi. Böyle bir neslin oluşturacağı toplumu bir düşünün…

•             Darmadağın olan ailenin temel direği olan anne babaların, zillete düşüp ailesi ve toplumun sırtında kamburlara dönüşmesi. Bir ailenin yükünü omuzlayan güçlü iradeli bireyden. Başkasına yük ve sığıntı durumuna düşen sünepe yığınlar…

•             Dimağları tahrip etmesi. Zinanın yaygın olarak bilinen fonksiyonu; genç dimağları tahrip etmesi, üretemez, düşünemez hale getirmesidir. Fuhuşla içli-dışlı olan nesillerin belden yukarısı çalışmaz. Bütün söz ve fiilleri belden aşağıya endekslidir. En verimli çağlarında beyinlerini boş, hatta zararlı fikir ve işlerle meşgul ederler.

•             Henüz fıtratı bozulmamış kişiye vicdan azabı çektirir. Günü birlik binlerce itiraftan sadece şu biri, içine girmiş olduğu günah bataklığından dolayı vicdan azabı duyan bir gence ait. “Lise-1’den bu yana bazen uygun olmayan sinemalara gidiyorum. Bu, daha sonra bana inanılmaz acılar veriyor. Günlerce gülmeyi kendime yasaklıyorum. İnsanlardan hep kaçıyor, hafakanlar yaşıyorum. Kendimi etrafımdaki iyi insanlardan çok aşağı ve alçak görüyorum. Mutluluk değil birazcık huzura ihtiyacım var. Öylesine ikilemlerdeyim ki bir gün gelir, buna dayanamaz ve acı bir şekilde her şeyi bırakırım diye korkuyorum.”

•             Fıtri ve İslami olan aşk ve heyecanı öldürür. Derken aşkın lahuti hazzı yerine, şehvetin anlık zevkleri kalır. Bu ikisinin farkını, yaşayanlar bilirler. Zina dolayısıyla haramlara giren kişinin; her defasında kalbinde siyah bir nokta oluşur. Derken, “Onların yapageldikleri kötü işler, gitgide kalplerini karartır” (Mutaffifun, 83/14) ayetinin sırrı zuhur eder. Kalp duymaz ve duygulanmaz hale gelir. Günahlar kalbi kararttıktan sonra bir insanda, İslamî aşk ve heyecan bulunması mümkün değildir.

Evet, işi ciddiye almayan, kendini disipline etmeyen bir insanın kalbine, her harama bakışında ve haram işleyişinde, birer kara lekenin sürüldüğü unutulmamalıdır. Kalbin her gün yara alması kadar, kişiyi takva konusunda zayıf düşürücü bir hal düşünülemez. İman zaafına duçar olan kimsede, daha önce hassasiyet gösterilen her konuda da bir zayıflama olması kaçınılmazdır. Gerek haramlardan sakınma, gerekse emirleri yaşama konularında (mesela namazı dosdoğru kılma konusunda) da gerileme içine gireceğini söyleyebiliriz. Çünkü bunların hepsi birbirine bağlıdır.

•             Unutkanlık verir. Zina yapanlarda daha çok görülür. Cinselliğin yanlış kullanımı ve karşı cinse bakma insanın hafızasını, dikkatini tahrip eder. Hafıza uzmanları günümüzde unutkanlığın ve hafıza zayıflığının artmasını yirminci yüzyılın genel bir musibeti olarak dile getiriyorlar. Çünkü her bir haram, mümin insanın manevi dünyası üzerinde bir travmadır. Haramların yanında, fazla televizyon seyretme, bilgisayar oyunları, sosyal medya bağımlılığı, netkolik olma, kontrolsüz hayaller kurma gibi şeyler, insanlarda unutkanlığa sebep oluyor.

•             Zinanın sektör haline gelmesi kapanmaz yaralar açar. Fuhşun topluma getirdiği zararlardan biri de fuhuş için oluşturulan mekânlardır. Artan dejenerasyonla doğru orantılı olarak fuhuş mekânları da artmakta. Bu da toplumun ahlaki çöküşünü hızlandırmaktadır. Çocuk denilecek yaştaki insanlar buraları doldurmakta, aile bağları zedelenmekte, bu yüzden sadakatsizlik ve vefasızlık sürekli artmaktadır.

•             Zina doğal olarak kürtajları arttırır. Fuhuş neticesinde istenmeden de olsa kadınlarda hamile kalmalar oluyor. Tabi birçok kadın babasız bir çocuğu büyütüp beslemek istemiyor. Dolayısıyla ortaya kürtaj meselesi çıkıyor. Bu da yaşanan zina haramına, daha ağır bir haram olan cinayet günahını ekliyor. Hem de, hiçbir şeyden habersiz masum bir yavrunun katledilmesi.

•             İnsan sağlığını tehdit eder Gayr-ı meşru beraberlikler, insanın sağlığı için de zararlıdır. Pek çok zührevi hastalıkların kaynağının zina olduğu tıbben sabit olmuştur. Hatta bugün insan sağlığını tehdit eden AİDS hastalığı da çoğunlukla üreme organları yoluyla bulaşmaktadır. Zinanın yaygın hale geldiği toplumlarda daha önce görülmemiş hastalıkların türeyeceğini ve ölüm olaylarının çoğalacağını haber veren Peygamber (sav) ta 1450 yıl önceden bu noktaya dikkatimizi çekmiştir.

ZİNA YAPANLARIN AHİRETTEKİ DURUMLARI

Mîrac Gecesi, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile Cebrâîl -aleyhisselâm- azâb içindeki birtakım insanlara uğramışlardı. Onların önünde, güzelce pişmiş leziz et yemekleri ile çiğ ve kokuşmuş leşler vardı. Onlar, o güzelim kebabı bırakıp pis ve kokuşmuş leşi yiyorlardı. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hayretle, bunların kim olduğunu sordu. Cibrîl -aleyhisselâm- şu cevabı verdi:

“–Onlar ümmetinden, helâl hanımını bırakıp da haram olan kadına giden erkekler ile, kocasını bırakıp haram olan erkeklere giden kadınlardır.” (Heysemî, I, 67-68)

Zina, Kişiyi Cehenneme Sürükler

“Ey insanlar topluluğu! Zinadan uzak durunuz. Çünkü onda altı tane kötü haslet vardır. Bunların üçü dünyada, üçü ahirettedir. Dünyadakiler şunlardır:

• Zina güzelliği giderir,

• Fakirliğe sebep olur,

• Ömrü kısaltır.

Ahiretteki kötü hasletlere gelince:

• (İlahi) gazabı,

• Kötü bir şekilde hesaba çekilmeyi,

• Cehennemde de ebedi kalmayı gerektirir. (İbnu’l Cevzi)

Zina, Allah’ın (Cc) Azabını Celbeder

“Hz. Allah’ın gazabı, zina edenlere karşı çok şiddetli olur.” (İmam Suyuti)

“Bir yerde zina ve faiz işlenirse (oranın halkı) kendilerine Allah’ın (cc) azabını davet etmiş olurlar.” (Hâkim)

Haram ilişkiler meleklerin lanetine sebeptir

Her sabah iki melek:

“Kadınlar yüzünden erkeklere, erkekler yüzünden de kadınlara yazık!” diye nida eder. (İbn-i Mace)

Zina, edenlerin yüzleri ateşle yanar. (Taberani)

Resulullah (asm) buyuruyor ki:

“Zina eden, (dünyada şer’i cezasını görmeyen) kimseler, kıyamet günü, yüzleri ateş renginde parlayacaktır.” (İmam Suyuti)

Zina, yapan kişinin yüzünden iman güzelliği gider

Resulullah (asm) buyuruyor ki:

“Zinadan sakınınız. Çünkü zinada, başlıca dört büyük tehlike vardır:

a) Zina, yapanın yüzünden iman güzelliğini giderir.

b) Rızkından Allah’ın feyz ve bereketini yok eder.

c) Allah’ın gazabını gerektirir.

ç) Cehenneme; bir daha çıkmamak üzere girmesini icap ettirir.” (İmam Suyuti)

Zina, fakirlik ve zillet getirir

“Zina (insana) fakirliği miras bırakır.” (Beyhaki)

“Zina, fakirlik ve zillet getirir.” (İmam Suyuti)

Zina, kıyamet alametlerindendir

“Benim ümmetim, (şeriat kanunlarını ve İslâm ahlâkını terk ederek) zina etmeyi ve ipek elbise sayacak zaman yaklaşmıştır.” (İmam Suyuti)

İffetin mükafatı

Kıyâmet, insanların göreceği en korkunç gündür. Zira o gün kâinat infilâk edecektir. Bu dehşet verici günün şiddetinden muhâfaza edilecek yedi sınıf insandan biri de güzel ve mevkî sahibi bir kadının zinâ teklifini; “Ben Allah’tan korkarım!” diye reddeden yiğittir. (Bkz. Buhârî, Ezân 36, Zekât 16, Rikāk 24; Müslim, Zekât 91)

Zinadan nasıl korunur

“Her göz (harama bakmakla) zinâ eder. Kadın koku sürünüp (erkeklerin bulunduğu) bir meclisten geçtiği zaman, o da zâniyedir/zinâ etmiş sayılır.” (Tirmizî, Edeb, 35/2786; Ebû Dâvûd, Tereccül, 7/4173; Nesâî, Zînet, 35)

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç