Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Zor Ama Dönüş Mukadder

27.10.2013

Nasip olursa yarın gece yarın akşam dünyanın merkezinden taşradaki memleketimize dönüş için harekete geçeceğiz. Geldikleri zaman karşılayıp otellere yerleştirdiğimiz hacı kafilelerimizin % 80 den fazlasını yolcu ettik. Geri kalanları da bir iki hafta içinde dönmüş olurlar inşallah…

Takriben 20 yıl önce buralara umre için ilk geldiğimde, bu mübarek yerlere yerleşip hiç ayrılmamak isteği mübalağasız tüm hücrelerimi kaplamıştı. İnanıyorum ki buraların kadrini bilip ilk gelen her Müslüman da ister istemez aynı hisleri yaşamıştır. Haramlardan uzak, ruhları boa yılanı misali sarmalayıp sıkan dünya ve dünyalıklardan beri, her hayırlı amelin yüz bin kat katlanacağı bir iklimde bulunmak… Vahyin nefesini yüreklerimizin en derinlerinde hissederek yaşamak ve nasipse fani ömrü bu minval üzere tamamlamak…

Heyhat… Dünya insanlarının neredeyse üçte birine tekabül eden ümmetin kaçta kaçı Haremeyn’e sığar? Ayrıca böyle bir şey doğrumu? Doğru olsaydı bu, her kesten önce ve en çok hak edenler, Peygamberlerden sonra insanlığın en efdal’ı ve Haremeyn’i Haremeyn yapan Ashabı Kiram (Rıdvanullahi aleyhim ecmain) tarafından uygulanırdı. Halbu ki Ashabın (ra) en az % 90 ı dünyanın dört bir tarafına dağılmışlardır. Ve her birisi gittiği diyarlara vahyin nurunu taşımışlardır. Bu gün dünyanın her köşesinde bir şekilde İslam varsa, bunun temelinde Eshabı Kiram (Rıdvanullahi alyhim ecmain) ın alın terleri ve emekleri vardır. Elbette onlarının nurlu yolunu sürdüren davet emektarlarının hakkını da teslim etmeliyiz. Ümmet olarak cümlesine medyunuz.

Freelyshout

Şu halde şahsımız, ailemiz ve tüm çevremizle Allah (cc) ın dinini hakkıyla yaşayabilmek için bulunduğumuz yerleri Haremeyn’e dönüştürmek için mücadele etmekten başka bir çare yok. Bunu biraz daha açacak olursak, Resulullah (sav) ın 120 000 sahabesinden (Radiyallahu anhum) sadece 12 000 i haremeynde medfun. % 10. Diğer % 90 nı sadece Allah (cc) ın dinini daha geniş kitlelere ulaştırabilmek için davet ve tebliğe/hayır yarışına devam etmişler. Hâlbuki onlar: “Elhamdulillah Arap yarımadasını tüm cahiliye kirlerinden temizledik, İslam devletini kurduk, bundan sonrasını torunlarımız düşünsün diyebilirlerdi. Ama öyle demediler. Birçoğu ilerlemiş yaşlarına rağmen hizmet yarışına devam ettiler, kıtalar fethettiler.

Anadolu da onlar zamanında fetholundu. Ebu Eyyub el Ensarî ve 5 sahabi daha İstanbul’da medfun, Diyarbakır da yalnız sur içinde 27 sahabe medfun, Ökkaşe bin Mihsan Gaziantepte, Sa’d bin ebi Vakkas Adıyaman da medfun… Ya da fetihlere geldikleri esnada ki konaklama makamları var…  Allah (cc) ın dini uğruna dünyanın dört bir yanına dağılan takriben 110 000 sahabeden mezarı belli olanlar birkaç yüz bile değil. Ne gam… Onların Allah (cc) katındaki makamları ve Müminlerin yüreğindeki tahtları belli…

Şu halde hac veya umreden dönerken, beraberimizde getireceğimiz en büyük sermaye budur. Getirdiğim zemzem ve hurmaları tüketeceğiz. Birçoğu Çin malı olan cıncık boncuğun da ömrü pek uzun olamayacaktır. Ama bu ruh ve şuur ömür boyu bize heyecan ve enerji vermeye devam edecektir. Böylece, “iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma” görevine kesintisiz devam edeceğiz. Böylece nesillerimizin haramlardan arı, Allah (cc) a kul, peygambere hakkıyla ümmet olarak yaşayabilecekleri diyarlar bırakmış olacağız.

Nesillerimize İslam’ın hakkıyla yaşandığı bir dünya bırakmak, onlara servetler bırakmaktan çok daha önemli ve değerlidir. Dünya ve içindekiler zaten fanidir, bir gün bitecektir. Ama nesillerimize bırakacağımız İslami hayat, bu fani âlemden sonra onlara sonsuz ve saadet dolu bir hayat kazandıracaktır.

Her yıl dünyanın dört bir yanından on milyonlarca insan bu tezgâhtan geçiyor. Resulullah (sav) ve ashabının (ra) yaşadığı hayatını bir şekilde soluyor. Onların ayak izlerine basıyor. Vahyin manevi oksijenini teneffüs ediyor. Bu milyonlar her yıl gittikleri yerlere bu bilinci, şevki ve heyecanı taşısalar, kısa zamanda ümmetin ve dolayısıyla dünyanın çehresi değişecektir. Dünya batıldan hakka doğru evrilmeye başlayacaktır. Böylece hiçbir kavga ve gürültüye gerek kalmadan, dünya insanlığı doğal bir şekilde imanla buluşacak, İslam’la şereflenecektir.

İtiraf edelim ki bizler görevlerimizi hakkıyla yapmıyoruz. Sair ibadetlerimiz gibi hac ve umrenin de ruh ve şuurunu bir türlü kavrayamıyoruz. Tüm hac kafilelerine rehberlik yapan kardeşlerimin öncelikli olarak özerinde durmaları gereken konu budur. Aksi halde birçok hacı ve umreci kardeşlerimiz, hac ve umreyi “turistik bir gezi” olarak değerlendirmeye devam edeceklerdir. Sonuçta kendisi için az çok sevap toplasa da kazandıkları sevapları her an kaybetme tehlikesiyle büyük ihtimal… Şu halde yaşadığımız yerleri İslam’ın yaşandığı yerlere dönüştürmek hem kendimiz, hem neslimiz, hem İslam ümmeti ve hem de tüm insanlık için hayati ve acil bir ihtiyaçtır. Hac ve umrelerimiz makbul ve mebrur, tüm Müslümanlar dünya ahiret mesrur olsun. Amin…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç