Muhammed Özkılınç – Eğitimci ve Yazar

Sünnetin Önemi 2

05.12.2015

Davetçiler açısından sünnetin önemi:

Herhangi bir meslekte en başarılı kimse, o meslekle ilgili en çok ve en sağlam bilgi, beceri ve tecrübeye sahip olandır. Bir davetçi için de öncelikli sermaye, Kur’an ve sünnettir. Bir davetçi ne denli Kur’an ve sünnet ilimlerine hâkim ve bu iki eşsiz kaynaktan ne kadar çok sermayesi varsa, o denli başarılı bir davetçidir. Başarılı bir davetçi için sünnet kitaplarında engin bir servet vardır. O, azığını bundan edinir, bilgi dağarcığını ondan doldurur, davet ve tebliğ için esas mahsulünü, Kur’anî bilgisiyle birlikte sünnetten devşirir.

Tıptan anlamayan veya yeterince tıbbi bilgi ve tecrübesi olmayan bir doktor, nasıl ki tedavi edeyim derken, birçok insanın ölmesine veya sakat kalmasına sebep olabilir. Bir çoban marangozluk yaparsa, nice kaliteli malzemeleri heder eder ve ondan pek bir mamul çıkaramaz. Aynen öyle de bir davetçide bulunması gereken ilmi donanım ve tecrübeye sahip olmayan bir davetçi de, insanların hidayeti yerine, dalaletine sebep olabilir. Takdir edersiniz ki, yanlış tedavi sonucu ölen hasta zaten fani olan dünyasını yitirir. Hâlbuki yanlış davet sonucu saptırılan bir insan, ebedi olan ahiretini yitirebilir. İkisinin farkını varın siz düşünün…

Freelyshout

Şüphe yok ki, masum olan Resulullah (sav) ın tertemiz kalbi ve hikmet pınarı nur dudaklarından çıkan sözler, sıradan bir beşerin sözlerinden elbette farklıdır. Resulü Ekrem’in hadisi şerifleri, ne herhangi bir yazarın yazdıklarına, ne bir şairin şiirlerine ne de herhangi bir edibin edebiyatına benzer. “İhavan-ı Müslimin” genel mürşidlerinden Hasan el Hudeybi’nin ifadesiyle: “söz kalpten çıktığında kalbe ulaşır. Dilden çıktığında ise kulak zarlarının ötesine geçmez.” Sünnet, Resulullah (sav) ın pak kalbinden kaynayan ve masum dudaklarından dökülen vahiy incileridir. Dolayısıyla Sünneti Seniye, bir davetçinin okuyacağı hutbesinde, yapacağı vaazında, sohbetinde, vereceği dersinde Kur’an’dan sonra sarılacağı kurumayan bir kaynak, tükenmeyen bir hazinedir.

Onda, katılaşmış kalpleri yumuşatacak, kuru gayretleri yönlendirecek, gafilleri uyaracak aydınlatıcı yaklaşımlar, te’sirli deliller, engin hikmetler, özlü sözler, etkileyici vaazlar, ibret verici meseller, eğitici kıssalar, çeşitli emir ve nehiyler, müjdeleme ve korkutma, terğib ve terhib vardır. Ve o, insanın iç unsurlarının hepsine, aklına ve kalbine hitap ederken Kur’an çizgisinde seyreder. Zira Kur’an’ın ifadesiyle; “O (sav) kendi heva ve hevesinden konuşmaz, onun konuşmaları kesinlikle vahiydir.” Ve yine o, uyanık bir zekâya, temiz bir kalbe ve kuvvetli bir vücuda sahip olgun bir Müslüman şahsiyetin oluşturulmasına çalışır.

Onun yetiştirdiği en bariz davetçi örnekleri, Ashab-ı kiramdır (Rıdvanullahi aleyhim) 1400 küsur yıldır biz hala onların bıraktıkları mirası yiyiyoruz. Tüm dünyaya yayılan ve yayılmaya da devam eden bu kutlu dava Kur’an ve Sünnet boyasına boyanan ve sünnetin canlı hali olan Resulullah (sav) ın sahabelerinin (ra) gayretleriyle olmuştur.

Müsteşrikler vs. odakların sünnete gölge düşürme çabaları: Bilindiği üzere kaynağı ilahi vahiy olan İslam’ın karşısında, geçmişteki muharref inançların veya çağdaş fikir, izim ve sistemlerin söyleyecek sözleri olamaz. Bu sebeple de ta devrisaadetten beri, önce misyonerlik, oryantalizm vb. nice müesseseler kurarak bunlara akıl almaz kaynaklar sağlayarak ve her türlü sinsi hile ve desiseye başvurarak İslam’la mücadeleye kalkışmışlardır.

Tabi evvel emirde Kur’an’a ilişmek mümkün olmadığından, saldırı oklarını en çok Sünnete yöneltmişlerdir. Ancak her türlü kalleşliğe başvurmalarına rağmen arpa boyu dahi yol alamamışlar ve hep hüsrana uğramışlardır.

Bu sebeple de bizim mahalleye yönelerek; İslâm’ın çerçevesi dışına çıkan kadîyanilik, babilik, bahâilik, dürzilik, nusayrilik, rafizilik ve benzeri fırkalar yoluyla önce hadislere şüphe sokarak işe başlamışlar, daha sonra ise Kur’an’a göz dikmişlerdir. “Kur’an ın çağımıza uygun yorumlanması” “dinde reform” “Kur’an İslam’ı” “Anadolu İslam’ı” vb. cilalı sözler bu sinsi planların dışa vurumuydu… Ama onlar da biliyorlar ki, “güneşi balçıkla sıvamak mümkün değildir.”

Sonuç olarak, Kur’an ve Sünnet ayrılmaz bir bütündür. Bu gerçekten gözlerini yumanlar sadece kendilerine gece yapmış ve kendi dünyalarını ve ahiretlerini karartmış olurlar… Vahiy pınarına, 30-50-100 yıl mesafede olan; müctehid ve muhaddisler mi sünnete daha sahih ve kolay ulaşabilirler, 1000-1400 yıl uzak olan ve ilmin sadece etiketini taşıyanlar mı? Sübhaneke… Bihamdike… Vesteğfiruke…

Muhammed Özkılınç

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Muhammed Özkılınç